FACEBOOK BEĞENİ BUTONU

ASLI YILDIZ ÖKSÜZ


asligok.blogspot.com;da yayınlanacak yeni yazılar e-mail adresinize gelsin.

Bireyi Tanıma Teknikleri Nasıl Uygulanır?

Okullarda uygulanan anket ve envanterlerin sağlıklı bir şekilde uygulanıp yorumlanması okul başarısını önemli ölçüde etkileyen bir etkendir.

Özel Eğitim ve Destek Eğitim Odası Çalışmaları

Özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerimize normal devlet okullarında eğitim verilebilir mi?

İlham Veren Başarı Hikayeleri

Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi”. dedi.

Verimli Ders Çalışma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?

Diyebiliriz ki çocuğun ders çalışmayı istemesi değil, istememesi daha doğaldır.

Engellerin Başarıya Engel Olmayacağının En Büyük Kanıtı 14 Büyük Kişilik

İçimizdeki başarı azmi önümüze çıkan tüm engelleri aşabilecek güçte. Yeter ki farkedelim.

11 Nisan 2017 Salı

Su Renginde Gönül İşçiliği

            “Altı Şapkalı Düşünme Tekniği” adlı kitabın yazarı Edward de Bono der ki: “Suyun etkisi yavaştır ama zamanla, her seferinde ufak bir parça olmak üzere, toprağı ve kayaları aşındırarak, derin vadiler meydana getirir.” Tarihe damga vurmuş, insanlığa katkı sağlamış bütün dehaların, bütün kahramanların veya yetenek sahiplerinin gizil güçlerini keşfeden mahir bir el, onları suyun sürekliliği gibi motive eden âlim, akil ve ince ruhlu bir mimar olmuştur. Kimi de bunların da ötesine  giderek -Akşemseddin gibi- bu kahramanlarla yol arkadaşlığını hiç bırakmamış ve en kritik anlarda bile, keskin zekâları ve ferasetleriyle büyük zaferlere dinamizm sağlamışlardır. Bu mimarlar, her zaman yaşamda aktif rol alan, yöneten ve üretenlerin öğretmenleri olmuşlardır.       
Birçok büyük zaferin kahramanı,  insanlığa adanmış büyük projelerin öncüleri ve özellikle söz konusu şahısların eğitimcileri asla unutulmazlar. Bu yönleriyle öğretmenleri, saflığın ve yaşamın sembolü olan suya benzetiyorum. Öğrencileri toprağa, üretim için keşfedilen zemine ve bilgiyi de güneşe benzetiyorum. Boy boy yeşeren ve insanlığın hizmetine sunulan ürünleri de fetihlere,  dev projelere, yaşamın sürekliliğine ve yine yaşamın olmazsa olmaz döngüsü için estetik rolü de üstlenen tüm yaşam alanına… Bu benzetme, evrensel sembolik tanımlamalara uymayabilir ama işlevsel olarak ilişkilendirilme yapıldığı vakit, mantıksal bir hata görülmeyeceği aşikârdır. Havadaki serçenin, denizdeki yunusun, çöllerdeki devenin, kızıl toprakta çalışan karıncanın, nesiller eskiten yaşlı çınarın, umut kokan toy fidanların, baharı süsleyen menekşelerin ve sevgi taşıyan güllerin nasıl ki suya ihtiyacı varsa, elbette suyun da kendisini göstereceği, yol bulacağı, canlandıracağı verimli bir toprağa ve bereket için güneşe ihtiyacı vardır. Yaşam ve üretim bu bereket üçgeninde süreklilik arz eder.

            
            Tüm zamanlarda öğretmenler, saygınlıklarını da bizzat kendileri korumuşlardır. Bunu da ilmi donanımları ve yaşamda aktif rol almaları ile sağlamışlardır. Fatih Sultan Mehmet, Akşemseddin ile İstanbul'a girişte şehir halkı tarafından karşılanıyor, şehir halkı Akşemseddin’i sultan sanıp ona çiçekler uzatıyor. Akşemseddin ise utanarak "Padişah ben değilim" dercesine yanındaki Fatih Sultan Mehmet'i gösteriyordu.  Fatih ise, sultanın kendisi olduğunu fakat Akşemseddin’in de  hocası olduğunu ve çiçeklerin hocasına layık olduğunu tebessüm ederek söylüyordu. Fatih’in yanından hiç ayrılmayan, kalbiyle İstanbul’un Fatih’ini sürekli uzaktan sessizce gözlemleyen öğretmen bu saygıya layık olmaz mı hiç? Akşemseddin, İstanbul’un Fethi uzun sürdüğü için, umutları yıpratan çatlak seslerin çıktığı kriz anında, umut, kararlılık ve inanç içeren mektubuyla öğrencisine en etkin rehberliği yapar. Fethin gizli kahramanlarından olan ve öğrencisi Fatih’in zaten hiç sönmeyen umutlarını alevlendiren bu zat çiçek verilmeye layık olmaz mı?


                Bir ara “Mutluluğa Tanık Olmak” adlı kısa bir film seyrettim. Zor geçinen, maddi durumu çok iyi olmamasına rağmen paylaşmayı ilke edinen birinin sosyal yaşantısını konu alan bir film. Yaşlıların kapısına en güzel meyveleri onları incitmemek için gizli gizli bırakan, yardıma muhtaç insanlara ve sevimli sokak köpeklerine yardım eden, yarını düşünmeden cebini boşaltan birinin yaşamı… Mutluluğa tanık olan birinin yaşamı… Paradan da tatlı, konfordan da tatlı, öz mutluluktan da tatlı olanları keşfeden birinin yaşamı. Mutluluğa tanık olmanın, mutluluğun zirvesi olduğunu bilen, normalde sıradan biri ama erdemli olmayı önemseyenler için bir kahramanın yaşamı… Bence öğretmenin de eğitimde mutluluğa tanık olmayı ilke edinmesi gerekir. Empati kurabilmeyi ilke edinmesi gerekir ki öğrencinin kalbine ulaşabilsin. Örneğin gülümseyerek ders anlatıldığında öğrencinin öğrenme kapısını araladığını, öğrencinin bu durumda kendini daha bir güvende hissettiğini ve bunun ideal bir eğitim ortamı sağladığını bilmelidir. Günümüz öğretmeninin eğitimin  havasına  yani morale  önem vermesi gerekir. Pozitif atmosfer, öğretmenin fizyonomik katkısıyla  canlanacaktır. Gülümsemenin  bulaşıcı olduğunu sistematik olmasa da gözlemleyebiliyorum. Öğrencilerimin bana yazdıkları sevimli bir mektupta özgün  bir ifade vardı: “Öğretmenim, sizi gördüğümüzde sevincimizden içimizde  kelebekler uçuşuyor.” Bu, ancak pozitif bir etkileşimin ifadesi olabilir.


                Almanya’da bir lise müdürü, her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlerine şu mektubu gönderirmiş.

“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar. Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur:Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.” Günümüz öğretmeni, öncelikle yetiştirdiği mühendisin, doktorun, pilotun, ekonomistin insanlık için tehlike arz edebilecek yönünün olmaması için, her şeyden önce evrensel ahlaki değerlerle yetiştirmesine özen göstermelidir. Öğrencinin ilerde üreteceği her projenin insanlığın yararına olmasını işlemelidir. ‘İstendik davranış kazandırma süreci’ deriz ya eğitim sürecine bu ilkeyi yaymalıdır. Bilimsel düşünceyi işlemeli, merhamet, sevgi, insan haklarına saygı, eşitlik gibi değerlerle zenginleştirmelidir. Bizi biz yapan ve diğer toplumlardan ayıran misafirperverliği, dayanışmayı, evrensel dostluğu ve barışı her zaman vurgulamalı; içinde kini, nefreti, düşmanlığı ve ötekileştirmeyi barındıran içeriklerden uzak durmalıdır.


                Eğitim ve iletişim psikolojisi ile ilgili izlediğimiz her film, dinlediğimiz her başarı hikâyesi, okuduğumuz her kitabın kazanımları  tutumsal boyutla öğrencilerimize yansıyacaktır. Üniversite yıllarında psikoloji dersinde kulağı çınlasın değerli hocamız Songül Tümkaya’nın izlettiği “Ölü Ozanlar Derneği” adlı filmden, özgün olmayı, öğrencilerime kendi yürüyüşlerini bulmayı, yaşama ve olaylara farklı perspektiften bakabilme yetisini öğretmem gerektiğini, dünyanın en zeki insanlarından sayılan Einstein’ın, başarısızlığı ve uyumsuzluğu yüzünden okuldan atılması olayından esinlenerek üretilen “Yerdeki Yıldızlar” adlı filmden de, her başarının altında gizil yetenekleri keşfedebilecek yetenek avcılarının olması gerektiğini öğrendim. Birçok problemli öğrencinin davranışlarının altında yatan bir neden olduğunu ve eğitimcinin bu nedeni bulmak için ancak kendini mesleğine adamış, özverili, empati kurabilen, sabırlı ve problemleri çözmek için azimli bir yapıya sahip olması gerektiğini öğrendim. “Black” adlı filmde ise her başarı hikâyesinin altında öğretmenin öğrencisiyle kuracağı kalpten kalbe giden bir iletişim yolu olduğunu, eğitim için sevginin ve kendini sevdirmenin olmazsa olmazlığını, vazgeçmek kavramının eğitim literatüründe olmadığını öğrendim. Bunun gibi okuduğum onlarca anı, başarı öyküsü yine özveriye, kendini geliştirmeye,  sabırlı davranmaya,  motivasyon frekansını yakalamanın önemine vurgu yapmaktadır. Boyunu öğrencinin boyuna indirerek, göz göze, arkadaşça, kalpleri incitmeden iletişim kurmaya özen gösteren, alanına hakim bir eğitimci, tekdüze kalıplara bürünmüş, kaba, klasik bir eğitimci gibi olabilir mi?  Güzel bir Çin atasözü okumuştum: “Okumadan geçen üç günden sonra konuşma tadını kaybeder”. Şuna vurgu yapmadan da geçemeyeceğim: Her kitap bazen bir tek söz için okunur, her film de belki de algı dünyamıza ışık olacak tek bir replik için izlenir. Yaşamın her alanında bizlere sunulmuş dersler ziyafeti vardır ve maharet ise bunları görebilmekte, hayatın tatlı bir tecrübesi haline getirmektedir. Araştırmacı bir ruhla, öğrenmenin muhatabının sadece öğrencinin olmadığını bilerek sabırla, sevgiyle yürümenin eğitimcinin gücüne güç kattığını, onu daha donanımlı kıldığını söyleyebiliriz.


                Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde ifade edildiği gibi belli ihtiyaçlar karşılanmadan eğitime geçmenin mümkün olmadığına katılıyorum. Bununla birlikte öğretmenin belli bir kalıpsal hiyerarşiye bağlı kalmadan, öğrenciden aldığı dönütlerden eğitim ortamına adapte olup olmadığını çıkarabilmelidir. Kazanımlara odaklanan fakat bu kazanımları nasıl kazandıracağını bilmeyen bir öğretmenin başarısından söz etmek mümkün değildir. İlk ders saatiyle son ders saatinde aynı şekilde davranan, tekdüze yöntemlerle, sınırlı duyulara hitap eden eğitimcinin amacına ulaşabilmesi mümkün değildir. Öğrencinin son saatlerde daha fazla eğlenceli ders dinlemeye, yorulmadan derse katılmaya ihtiyacı vardır ve öğrenci ancak bu şekilde eğitim ortamına dâhil edilebilir. Her bireyin farklı öğrenme biçimleri olduğu gibi öğrencilerin  motivasyon biçimlerinin de farklı olduğu bilinmelidir. Tam Öğrenme Modelini geliştirmiş olan Benjamin Bloom, “Olumlu öğrenme koşulları sağlandığında her öğrenci öğrenebilir.” demektedir.    Bir kültür, sanat ve edebiyat dergisinde yayınlanan “Gözlükleri Ters Takmak” adlı denememde -özelde eğitimle alakalı olmasa da - insanın farklı perspektiflerden bakabilmesinin önemine değinmiştim. Şimdi şunu ifade etmeliyim ki, eğitimci bazen Asi Nehri gibi farklı yönden akmayı deneyebilmelidir. Eğitim ortamlarına, birçok duyuya hitap eden zengin yöntemler sunmayı bilecek bir donanıma sahip olabilmek için araştırmacı ruhlu olmalıdır. Tıpkı Hatay ilimizin bir gökkuşağının renklerinin uyumunu andıracak zengin bir kültürel dokuya sahip olması gibi çok renkliliği, hoşgörüyü ve sabrı kişiliğine işlemeli, hayatın sunduğu hiçbir dersi kaçırmamalıdır. Bir eğitim etkinliğinde eski Ortaöğretim Genel Müdürümüz Mehmet Emin Gürkan’ın tanımı müthişti: “Öğretmenlik, hammaddesi insan olan bir gönül işçiliğidir.” Ben de saflığı, yaşamı, dinamizmi ve bazen sahne arkasındaki görünmez kahramanlığı sembolize eden “su renginde” ifadesini eklemeyi uygun gördüm.
                                                                                
                                                                                                                                   ERDAL ALDENİZ
                                                                                                                                    Türkçe Öğretmeni

6 Nisan 2017 Perşembe

Anne Baba Tutumları

     Eğitimim süresince , beni en çok düşündüren konulardan birisi de karakterlerimiz nasıl şekil aldığıydı. Kenarıya çekilip etraftaki insanların alelacele dolmuşa yetişmeye çalışırken ki çabalarını, çocuğunun elinden tutmuş yolda yürürken çocuğuna nasihatler veren enenin kaygısını, kız arkadaşıyla sarmaş dolaş gezen gencin vurdumduymazlığını, yanına oturan kızdan dolayı ezilip büzülen delikanlının utangaç ve çekingenliğini, geç kaldığı okuluna yetişmeye çalışan öğrencinin sorumluluk bilinci seyrettim… Nasıl oluyordu da insanlar birbirinden bu kadar farkı olabiliyordu.  Nasıl oluyordu da bir genç vurdumduymaz bir tavır takınırken diğer genç tam tersine utangaç ve çekingen bir karakter geliştirebiliyordu?



   Tüm bu soruların cevabı aile yaşantılarında gizli.çocuklarımızın karakterlerini belirlemedeki en büyük etken anne-baba tutumları. Yani anne babanın çocuklarına karşı sergiledikleri tavır ve davranışlar(anne baba tututmları) çocukların karakter  gelişimlerini etkilemektedir.

    Anne ve babalar tarafından çocuklara karşı sergilenen tutumları sınıflandırmak ve kategorilere ayırmak gerekirse, temel olarak şu şekilde özetlenebilir.

1.       Baskıcı ve Otoriter Anne-Baba Tutumu:

    Bu tip aileler yasak ve kurallarla çocuklarına söz hakkı tanımayan, katı kuralcı ve disiplinlidir.çocuklarını azarlayarak ve hakaret ederek çocuklarının şımarmasını önleyeceğini ve onların daha saygılı uslu çocuklar olarak yetiştireceklerini düşünürler.anne babanın otoritesi altında büyüyen bu çocuklar nazik, k, yardımsever , dsiplinlinli dürüst dikkatli  olmalarına rağmen ; ürkek, çekingen, kendine güveni olmayan, öfkeli ve agrasif tavırlar sergileyen, başkalarından kolay etkilenen,otoriteye karşı tam itaat eden, yabancı olan her şeye karşı güvensizlik yaşayan,bastırılmış dürtülerini başkalarına yansıtma gibi otoriter kişilik yapısı gösteren , kendi başına iş yapma yeteneği gelişmemiş, bağımlı korkak bir kişilik getirirler.

2.       Aşırı Hoşgörülü Anne-Baba Tutumu:

         Hiçbir kural ve yasaklamanın olmadığı tabiricaiz çocuğun aileyi parmağının başında oynattığı, bu gevşeklik ve rehavet içerisinde çocuğun hükümdarlığını ilan ettiği aile tipleridir.bu aileler kendini çocuğu için adar ve  tüm planlamalarını çocuklarına göre ayar.ailenin davranışları dengesi ve çocuk merkezlidir.çocukların çok şımartıldığı aile tipleridir.kimi ailelerde kural yok denecek kadar dsiplinsizdir.çocuğun çoğu davranışı aşırı hoşgörüyle karşılanır ve çocuk bile bile kırıp dökse bile anne baba belli bir tepki göstermez. Böylece çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz ve etrafımızdaki doğru yanlış her şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşünen benmerkezci agrasif çocukların sayısıher geçen gün armaya devam eder.

   Böyle ailelerde yetişen çocuklar; sevgi arsızın , ilgi doyumsuzu, kural tanımayan, benmerkezci,geçimsiz, sosyal ilişkileri zayıf ve agrasif karakter edinirler.

         Hiçbir kural ve yasaklamanın olmadığı tabiricaiz çocuğun aileyi parmağının başında oynattığı, bu gevşeklik ve rehavet içerisinde çocuğun hükümdarlığını ilan ettiği aile tipleridir.bu aileler kendini çocuğu için adar ve  tüm planlamalarını çocuklarına göre ayar.ailenin davranışları dengesi ve çocuk merkezlidir.çocukların çok şımartıldığı aile tipleridir.kimi ailelerde kural yok denecek kadar dsiplinsizdir.çocuğun çoğu davranışı aşırı hoşgörüyle karşılanır ve çocuk bile bile kırıp dökse bile anne baba belli bir tepki göstermez. Böylece çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz ve etrafımızdaki doğru yanlış her şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşünen benmerkezci agrasif çocukların sayısıher geçen gün armaya devam eder.

    Böyle ailelerde yetişen çocuklar; sevgi arsızın , ilgi doyumsuzu, kural tanımayan, benmerkezci,geçimsiz, sosyal ilişkileri zayıf ve agrasif karakter edinirler.


3.       Kararsız tutarsız ve Dengesiz Anne-Baba Tutumu:

        Adından da anlaşılabileceği gibi anne babanın kararsız kaldığı dengeli davrAnmadığı anne babanın ortak paydada buluşamadığı birinin ak dediğine diğerinin kara dediği aile tipleridir.kural yok denecek kadar azdır ve kurallar anlık çözüm ve anlık mutluluk içindir. Annenin çocuğuna izin vermediği bir duruma babanın izin verdiği, babanın çocuğuna kızdığı bir durumda annenin hoş karşıladığı, kuralların bazen çok katı uygulandığı bazense hiç yokmuş gibi davranıldığı  kararsız, tutarsız  ve dengesiz bu tip ailelerde yetişen çocuklar karasız,tutarsız, kurallara karşı kayıtsız, çabuk karar değiştiren, duygusal açıdan zayıf,etkilenmeye açık kişilik geliştirirler.


4.       Aşırı Koruyucu Anne-Baba Tutumu:

        Çocuğuna her an bişey olacak korkusuyla onu sürekli koruyup kollayan, hatta zarar görecek korkusuyla evden çıkmalarının kısıtlandığı,çocukların her an kontrol altında tutulduğu,  çocuklarının üzerine titreyen , ilgi ve alakanın yüksek olduğua ile tiplerdir.bu tip aşırı korumacı ve özgürlüğü kısıtlanmış ailelerde yetişen çocuklar, çekingen, aşırı bağımlı, sıkıştığında suçu başkasına atabilen, herkesten anne babası gibi koruyucu tavır bekleyen, zorluklarla mücadele edemeyen karakter edinirler.


5.       Hoşgörülü  ve demokratik Anne-Baba Tutumu:

        Olması gereken düzeyde aile dsiplininin kurulduğu, belli kurallar ve kısıtlamalar çerçevesinde çocukların özgür olduğu, aile bireylerinin olumlu bir iletişim ve sevgi bağıyla bağlandığı, kuralların anne baba ve çocukla beraber konulduğu ve ailevi konuların beraber konuşulup cocuklara söz hakkı tanındığı ideal aile tipleridir.hoşgörü,sevgi  ve güven duygularının ön planda olduğu bu ailelerde yetişen çocuklar; özgüvenleri tam, fikirlerini özgürce ifade edebilen, sorumluluklarını bilen, kendini gerçekleştirmiş geleceğin ideal yetişkin adaylarıdır.

     Kendi bilgilerim ve derlemelerim sonucu hazırladığım bu yazı umarım faydalı olmuştur. Bir sonraki yazımda buluşmak üzere ;) 
  
                                                                                                                         Aslı ÖKSÜZ
                                       Psikolojik Danışman Ve Rehber Öğretmen