FACEBOOK BEĞENİ BUTONU

ASLI YILDIZ ÖKSÜZ


asligok.blogspot.com;da yayınlanacak yeni yazılar e-mail adresinize gelsin.

Bireyi Tanıma Teknikleri Nasıl Uygulanır?

Okullarda uygulanan anket ve envanterlerin sağlıklı bir şekilde uygulanıp yorumlanması okul başarısını önemli ölçüde etkileyen bir etkendir.

Özel Eğitim ve Destek Eğitim Odası Çalışmaları

Özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerimize normal devlet okullarında eğitim verilebilir mi?

İlham Veren Başarı Hikayeleri

Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi”. dedi.

Verimli Ders Çalışma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?

Diyebiliriz ki çocuğun ders çalışmayı istemesi değil, istememesi daha doğaldır.

Engellerin Başarıya Engel Olmayacağının En Büyük Kanıtı 14 Büyük Kişilik

İçimizdeki başarı azmi önümüze çıkan tüm engelleri aşabilecek güçte. Yeter ki farkedelim.

9 Kasım 2017 Perşembe

Engellerin Başarıya Engel Olmayacağının En Büyük Kanıtı 14 Büyük Kişilik

1. Ludvig van Beethoven

Almanya’nın Bonn şehrinde fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Beethoven’ın müzikle tanışması; alkolik ve sert bir eğitimi benimseyen müzisyen babasının, aile bütçesine katkıda bulunması için kilisede piyano çaldırmasıyla başlamış. 1792’de Viyana’ya giden Beethoven klasik müziğin ünlü bestecisi Joseph Haydn yanında çalışma imkanı bulmuş. Beethoven’ın üstün yeteneğini farkeden Haydn’ın el vermesiyle 19. yy sonlarına kadar yaşayan tüm bestecileri etkileyen Beethoven doğmuş. 1801’de işitme problemleri yaşamaya başlayan efsane 1817’de tamamen sağır olmuş ama bu durum müzik hayatını hiç mi hiç etkilememiş. Hatta dünyaca ünlü 9. Senfonisini sağırlık döneminde bestelemiştir.
2. Eli Bowen

1844 Amerika’sının Ohio eyaletinde 10 çocuklu bir ailenin son üyesi olarak dünyaya gelen Bowen, ayakları beline bitişik olarak doğmuş. Ailesini geçindirebilmek için çiftliklerde çalışmaya başlayan Bowen ellerini kullanmakta o kadar usta olmuş ki, bir tesadüf sonucu karşılaştıkları ünlü sirk sahipleri Barnum ve Bailey Circus daha 13 yaşındayken onunla çalışmak istemişler. “Bacaksız Akrobat” olarak Avrupa turnelerine katılan Bowen, çok kısa zaman içerisinde dünya çapında bir üne kavuşur ve Mayıs 1924’de hayatını kaybettiğinde dünyanın en ünlü akrobatı olarak anılmaktadır.
3. Eşref Armağan

Ankara’da yaşayan ve doğuştan görmeyen Eşref Armağan 41 yıldır resim yapıyor. Amerika ve Avrupa’da sergiler açan Armağan, Amerika eski Başkanlarından Clinton’ın da portresini yapmış. Menajeri Joan Eroncel ile birlikte gittiği ülkelerde uluslararası ün kazanan Eşref Armağan’ın beyin yapısı Harvard Üniversitesi’nde incelenmiş ve görmediği halde nasıl resim yapabildiği bilimsel çalışmalara konu olmuş. Dokunuşları ile gören Armağan Amerikalı bir hanım ile tanışır ve bu hanım sayesinde uluslar arası bir üne kavuşur.Türkiye’nin yetiştirdiği değerli yeteneklerimizdendir.
4. Jim Abbott

1967’de sağ eli olmadan doğan Jim, tutkuyla bağlı olduğu beyzbol kariyerine daha 10 yaşında profesyonel imzasını atmış. Bu çağlarda eyalet turnuvasında çeyrek finale kadar çıkan Jim, 1986 olimpiyatlarında ülkesine altın madalya kazandırmış. Amerika’nın en ünlü takımlarından California Angels, Chicago White Sox ve New York Yankees’de oynadıktan sonra emekli olarak mejaner olmuş.Hala Amerika’nın en sevilen beyzbolcularından biri olmayı sürdürüyor.
5. Frida Kahlo

6 Yaşındayken geçirdiği çocuk felci yüzünden bir bacağı sakatlanan Frida, bu felç yüzünden hayatı boyunca sayısız ameliyat geçirmiş. Rahatsızlığı yüzünden “Tahta bacak Frida” olarak anılan ünlü ressamın resme bu rahatsızlığı sayesinde başladığı rivayet edilir.
6. Cemil Meriç

Ülkemizin en önemli yazın ve düşünce adamlarından olan Cemil Meriç, 38 Yaşında görme yeteneğini tamamen kaybetmiş. Yazarlık hayatının en üretken döneminin ise görme yetisini kaybettiği bu kazadan sonra yaşamıştır.
7. Mark Playle

İngilteren’in sevilen rock gruplarından Minnikin grubunda gitar çalan Mark Playle, doğuştan sol eli olmayan bir müzisyen.Geçen sene katıldığı Guitar İdol yarışmasında çeyrek finalde elense de bir çok müzik otoritesi tarafından geleceğin en büyük gitaristlerinden biri olarak görüldü.22 yaşındaki Mark Payle, hala konserlere çıkıyor
8. Oscar Pistorius

11 Aylıkken bacaklarını kaybeden çita lakaplı ünlü atlet, atletizme gönül vermeden evvel; rugby, su topu ve tenis bile oynamış. Hayat boyu Engelsiz insanlara kafa tutabilmeyi amaç edinen atlet; Olimpiyatlarda koşan ilk engelli atlet olmanın yanında 100, 200 ve 400 metrelerde dünya şampiyonluğu yaşamıştır.
9. Roosevelt

ABD’nin 32. Başkanı olan Roosevelt, 39 yaşında yakalandığı çocuk hastalığı nedeniyle yürüyemez hale gelmiş. Siyasi rakipleri engelini malzeme yaparak rekabet etmeye çalışsalar da tam 3 defa devlet başkanı seçilerek tarihte derin izler bırakmıştır.
10. Stephen Hawking

1942 yılında doğan Hawking Beyin Hücreleri Kainatın Gizemleri ile meşgul olan Astro Fizikçi olan Hawking ALS hastasıdır ve tedavisi mümkün olmayan bu hastalığına rağmen evrenin sırlarını anlatan kitaplara ve bilimsel çalışmalara imza atmıştır.
Bu hastalıkta beyin sağlam kalmasına rağmen bütün vücut çöker. Genel başarıda ” Beynin sağlam ise vücudunun neresi engelli olursa olsun, başarıyı yakalarsın” genel inancı adeta Hawking de anlam bulur ve doktorların birkaç yıl ömür biçmesine rağmen elli yıla yakın zamandan beri yaşam mücadelesine bilimsel çalışmaları ile devam etmekte olan ünlü astrofizikçi birçok bilimsel başarının altına imza attı.
11. Edison

Ampülü bulan adam olarak tanıdığımız Tomas Alva Edison da işitme engellidir. Umutsuzluğa düşmek yerine yalnızlığını sayısız deneyle telafi eden mucidin, sadece ampül için bile iki binin üstünde deney yaptığı rivayet edilir. 2500’e yakın buluşunsa patentini alacak kadar başarılı bir kariyeri olmuştur.
12. Erik Weilhenmayer
Daha 13 yaşındayken görme yetisini tamamen kaybeden Erik öğretmen ve güreş antrenörlüğü yapmaktaydı. Onu Dünya çapında üne kavuşturan başarısı ise 2001’de 7 kıtanın en yüksek zirvesi Everest’e tırmanması oldu. Dünya çapında bir sporcu kabul edilen Erik sayısız ödül alacağı tırmanışlarına devam etmiş ve maceralarını da “Touch the Top of the World” kitabında toplayarak sevenlerine ulaştırmıştır.
13. Dustin Carter

Dustin Carter, küçük yaşta yakalandığı bir kan hastalığı nedeniyle bacaklarını tamamen, ellerini ise kısmen kaybetmiş.Orta okul öğrencisiyken güreşle ilgilenmeye başlayan Dustin, 8. sınıfta beden eğitimi öğretmeni eşliğinde güreş müsabakalarına hazırlanmış. 2014’de katıldığı Ohio eyalet güreş şampiyonasında bütün rakiplerini eleyerek birinci olmayı başardı
14. Aşık Veysel Şatıroğlu

1894’de Sivas’ın Sivrialan Köyünde dünyaya gelmiş ve 6 yaşında yakalandığı çiçek hastalığı nedeniyle görme engelli olmuştur. Babasının oyalansın diye aldığı sazı ile avunurken okuduğu şiirler ile ülkemizin en ünlü halk ozanlarından biri olmuştur. Köy okullarında ve köy enstitülerinde türkü muallimliği de yapan Şatıroğlu 1973 yılında aramızdan ayrılmıştır ama şiir ve türküleri halen dillere pelesen olup yaşamaktadır.

(Alıntı:http://listelist.com/engelli-basarili-insanlar/)

5 Haziran 2017 Pazartesi

Bireyi Tanıma Teknikleri Nasıl Uygulanır?



Öğrencileri daha yakından tanımamızı sağlayan ve sağlıklı bir şekilde uygulanıp yorumlandığında öğrencilere ve öğretmenlere çok faydası olacağını düşündüğüm bireyi tanıma tekniklerinin nasıl uygulanıp yorumlandığını ve nasıl raporlaştırabileceğimizi yaptığım çalışmalardan yola çıkarak anlatacağım. Öncelikle eğitim öğretimin başında öğrencilerime problem tarama envanteri uygularım. Bu envanteri ihtiyaç gördüğüm yıllarda uyguluyorum. Geçen yıl uyguladığım için ve aynı öğrencilerimle devam ettiğim için bu yıl uygulamadım .


Bir diğer uyguladığım bireyi tanıma tekniği ise başarısızlık nedenleri anketi… öğrencilerin başarısızlık nedenlerinin genel anlamda aileden mi okuldan mı yoksa öğretmenlerden mi kaynaklı olduğunu konusunda bize bilgi veren bi anket. Sağlıklı bir şekilde uygulanıp yorumlanırsa öğrencilerin başarılarını arttırma konusunda etkili olduğunu düşünüyorum.


Okullarda en çok yaşanan ve önlenmesi gereken sonrunlardan biri de devamsızlık… Bir rehber öğretmen olarak öğrencilerin devamsızlığını takip devamsızlığı 10 gün ve üzerinde olan öğrencilerin tespit edip bu öğrencilere devamsızlık nedenleri anketi uygulamalıyız. Anket sonuçlarında bireysel görüşme yapmamızı gerektiren öğrencilerle bizzat görüşürüz, ailelerle de bizzat görüşmemiz devamsızlığın önlenmesinde fayda sağlayacaktır ki ben aynen bu uygulamaları yaptım ve olumlu sonuçlar aldım. Okuldan kaynaklanan sebeplerde ise okul idaresi ve öğretmenlerle görüşüp yeni önlemler kural değişikliklerine gidilebilir.



Sizlere bahsettiğim bu anket ve envanterleri Excel programı sayesinde okuyorum sonuçlarını grafiğe döküyor sonra da bu sonuçları yorumlayarak word’te öğretmenlerin uygulamasını istediğim çözüm önerilerini rapor halinde öğretmenlere sunuyorum.

Şimdi diyeceksiniz iyi hoş da biz bu Excel programını nasıl okuyacağız? Çok basit şöyle anlatayım uygulayacak olduğunuz anket ya da envanterin madde(soru) numaralarını yukarıda soldan sağa doğru sıraladım. Öğrenci isimlerini de en soldan aşağıya doğru yazdım ve hangi öğrenci hangi maddeyi işaretlemişse o kısma karşılık gelen kutucuğa “E” yazdım.

Örneğin yukarıda 1 soruyu 8 öğrenciden hiç biri cevaplamamış. 2 soruyu 8 öğrenciden 7 kişi Evet demiş.

Tüm öğrencilerin cevapladıkları soruları bu şekilde tamamladıktan sonra toplam yazan kısımda otomatik olarak girilmiş formül sayesinde (=EĞERSAY(j4:j11;"E")) her sütunun altında (yani her soruyu listedeki öğrencilerden kaçı cevaplamış) toplamda kaç “E” var onu hesaplıyoruz. Aslında formülün açıklaması 1. Soru j sütununda olduğu için j4 den j11 e kadarki E sayılarını ver demek oluyor.
Daha sonra yüzdelik kısımda yine formül sayesindeki gibi  yüzdelik değerlerini buluyoruz.bu sefer formülümüz =100*K12/8 oluyor. 8 katılan toplam öğrenci sayısı.


En son kısımda ise tüm yüzdelik kısmı seçip aşağıdaki şekildeki gibi  ekle’den sütunu  grafiği seçiyoruz ve grafiklerimiz oluşuyor.



Bugün bu 3 anket ve envanteri paylaştım sizlerle.. Okulumdaki öğrencilerime  uyguladığım anket ve envanterleri okumamı sağlayan Excel formatlarıyla rapor örneklerine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Zor ve karmaşık gibi görünse de aslına bakarsanız oldukça işimi kolaylaştıran basit bir program. Herkese tavsiye ederim. İYİ ÇALIŞMALAR :) 


                                                                                                           ASLI ÖKSÜZ
                                                                                Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen

Problem tarama envanteri: https://yadi.sk/d/SJUA6ge33JWXGv
Devamsızlık nedenleri anketi: https://yadi.sk/d/wp2qqW6O3JJVgx

11 Nisan 2017 Salı

Su Renginde Gönül İşçiliği

            “Altı Şapkalı Düşünme Tekniği” adlı kitabın yazarı Edward de Bono der ki: “Suyun etkisi yavaştır ama zamanla, her seferinde ufak bir parça olmak üzere, toprağı ve kayaları aşındırarak, derin vadiler meydana getirir.” Tarihe damga vurmuş, insanlığa katkı sağlamış bütün dehaların, bütün kahramanların veya yetenek sahiplerinin gizil güçlerini keşfeden mahir bir el, onları suyun sürekliliği gibi motive eden âlim, akil ve ince ruhlu bir mimar olmuştur. Kimi de bunların da ötesine  giderek -Akşemseddin gibi- bu kahramanlarla yol arkadaşlığını hiç bırakmamış ve en kritik anlarda bile, keskin zekâları ve ferasetleriyle büyük zaferlere dinamizm sağlamışlardır. Bu mimarlar, her zaman yaşamda aktif rol alan, yöneten ve üretenlerin öğretmenleri olmuşlardır.       
Birçok büyük zaferin kahramanı,  insanlığa adanmış büyük projelerin öncüleri ve özellikle söz konusu şahısların eğitimcileri asla unutulmazlar. Bu yönleriyle öğretmenleri, saflığın ve yaşamın sembolü olan suya benzetiyorum. Öğrencileri toprağa, üretim için keşfedilen zemine ve bilgiyi de güneşe benzetiyorum. Boy boy yeşeren ve insanlığın hizmetine sunulan ürünleri de fetihlere,  dev projelere, yaşamın sürekliliğine ve yine yaşamın olmazsa olmaz döngüsü için estetik rolü de üstlenen tüm yaşam alanına… Bu benzetme, evrensel sembolik tanımlamalara uymayabilir ama işlevsel olarak ilişkilendirilme yapıldığı vakit, mantıksal bir hata görülmeyeceği aşikârdır. Havadaki serçenin, denizdeki yunusun, çöllerdeki devenin, kızıl toprakta çalışan karıncanın, nesiller eskiten yaşlı çınarın, umut kokan toy fidanların, baharı süsleyen menekşelerin ve sevgi taşıyan güllerin nasıl ki suya ihtiyacı varsa, elbette suyun da kendisini göstereceği, yol bulacağı, canlandıracağı verimli bir toprağa ve bereket için güneşe ihtiyacı vardır. Yaşam ve üretim bu bereket üçgeninde süreklilik arz eder.

            
            Tüm zamanlarda öğretmenler, saygınlıklarını da bizzat kendileri korumuşlardır. Bunu da ilmi donanımları ve yaşamda aktif rol almaları ile sağlamışlardır. Fatih Sultan Mehmet, Akşemseddin ile İstanbul'a girişte şehir halkı tarafından karşılanıyor, şehir halkı Akşemseddin’i sultan sanıp ona çiçekler uzatıyor. Akşemseddin ise utanarak "Padişah ben değilim" dercesine yanındaki Fatih Sultan Mehmet'i gösteriyordu.  Fatih ise, sultanın kendisi olduğunu fakat Akşemseddin’in de  hocası olduğunu ve çiçeklerin hocasına layık olduğunu tebessüm ederek söylüyordu. Fatih’in yanından hiç ayrılmayan, kalbiyle İstanbul’un Fatih’ini sürekli uzaktan sessizce gözlemleyen öğretmen bu saygıya layık olmaz mı hiç? Akşemseddin, İstanbul’un Fethi uzun sürdüğü için, umutları yıpratan çatlak seslerin çıktığı kriz anında, umut, kararlılık ve inanç içeren mektubuyla öğrencisine en etkin rehberliği yapar. Fethin gizli kahramanlarından olan ve öğrencisi Fatih’in zaten hiç sönmeyen umutlarını alevlendiren bu zat çiçek verilmeye layık olmaz mı?


                Bir ara “Mutluluğa Tanık Olmak” adlı kısa bir film seyrettim. Zor geçinen, maddi durumu çok iyi olmamasına rağmen paylaşmayı ilke edinen birinin sosyal yaşantısını konu alan bir film. Yaşlıların kapısına en güzel meyveleri onları incitmemek için gizli gizli bırakan, yardıma muhtaç insanlara ve sevimli sokak köpeklerine yardım eden, yarını düşünmeden cebini boşaltan birinin yaşamı… Mutluluğa tanık olan birinin yaşamı… Paradan da tatlı, konfordan da tatlı, öz mutluluktan da tatlı olanları keşfeden birinin yaşamı. Mutluluğa tanık olmanın, mutluluğun zirvesi olduğunu bilen, normalde sıradan biri ama erdemli olmayı önemseyenler için bir kahramanın yaşamı… Bence öğretmenin de eğitimde mutluluğa tanık olmayı ilke edinmesi gerekir. Empati kurabilmeyi ilke edinmesi gerekir ki öğrencinin kalbine ulaşabilsin. Örneğin gülümseyerek ders anlatıldığında öğrencinin öğrenme kapısını araladığını, öğrencinin bu durumda kendini daha bir güvende hissettiğini ve bunun ideal bir eğitim ortamı sağladığını bilmelidir. Günümüz öğretmeninin eğitimin  havasına  yani morale  önem vermesi gerekir. Pozitif atmosfer, öğretmenin fizyonomik katkısıyla  canlanacaktır. Gülümsemenin  bulaşıcı olduğunu sistematik olmasa da gözlemleyebiliyorum. Öğrencilerimin bana yazdıkları sevimli bir mektupta özgün  bir ifade vardı: “Öğretmenim, sizi gördüğümüzde sevincimizden içimizde  kelebekler uçuşuyor.” Bu, ancak pozitif bir etkileşimin ifadesi olabilir.


                Almanya’da bir lise müdürü, her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlerine şu mektubu gönderirmiş.

“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar. Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur:Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.” Günümüz öğretmeni, öncelikle yetiştirdiği mühendisin, doktorun, pilotun, ekonomistin insanlık için tehlike arz edebilecek yönünün olmaması için, her şeyden önce evrensel ahlaki değerlerle yetiştirmesine özen göstermelidir. Öğrencinin ilerde üreteceği her projenin insanlığın yararına olmasını işlemelidir. ‘İstendik davranış kazandırma süreci’ deriz ya eğitim sürecine bu ilkeyi yaymalıdır. Bilimsel düşünceyi işlemeli, merhamet, sevgi, insan haklarına saygı, eşitlik gibi değerlerle zenginleştirmelidir. Bizi biz yapan ve diğer toplumlardan ayıran misafirperverliği, dayanışmayı, evrensel dostluğu ve barışı her zaman vurgulamalı; içinde kini, nefreti, düşmanlığı ve ötekileştirmeyi barındıran içeriklerden uzak durmalıdır.


                Eğitim ve iletişim psikolojisi ile ilgili izlediğimiz her film, dinlediğimiz her başarı hikâyesi, okuduğumuz her kitabın kazanımları  tutumsal boyutla öğrencilerimize yansıyacaktır. Üniversite yıllarında psikoloji dersinde kulağı çınlasın değerli hocamız Songül Tümkaya’nın izlettiği “Ölü Ozanlar Derneği” adlı filmden, özgün olmayı, öğrencilerime kendi yürüyüşlerini bulmayı, yaşama ve olaylara farklı perspektiften bakabilme yetisini öğretmem gerektiğini, dünyanın en zeki insanlarından sayılan Einstein’ın, başarısızlığı ve uyumsuzluğu yüzünden okuldan atılması olayından esinlenerek üretilen “Yerdeki Yıldızlar” adlı filmden de, her başarının altında gizil yetenekleri keşfedebilecek yetenek avcılarının olması gerektiğini öğrendim. Birçok problemli öğrencinin davranışlarının altında yatan bir neden olduğunu ve eğitimcinin bu nedeni bulmak için ancak kendini mesleğine adamış, özverili, empati kurabilen, sabırlı ve problemleri çözmek için azimli bir yapıya sahip olması gerektiğini öğrendim. “Black” adlı filmde ise her başarı hikâyesinin altında öğretmenin öğrencisiyle kuracağı kalpten kalbe giden bir iletişim yolu olduğunu, eğitim için sevginin ve kendini sevdirmenin olmazsa olmazlığını, vazgeçmek kavramının eğitim literatüründe olmadığını öğrendim. Bunun gibi okuduğum onlarca anı, başarı öyküsü yine özveriye, kendini geliştirmeye,  sabırlı davranmaya,  motivasyon frekansını yakalamanın önemine vurgu yapmaktadır. Boyunu öğrencinin boyuna indirerek, göz göze, arkadaşça, kalpleri incitmeden iletişim kurmaya özen gösteren, alanına hakim bir eğitimci, tekdüze kalıplara bürünmüş, kaba, klasik bir eğitimci gibi olabilir mi?  Güzel bir Çin atasözü okumuştum: “Okumadan geçen üç günden sonra konuşma tadını kaybeder”. Şuna vurgu yapmadan da geçemeyeceğim: Her kitap bazen bir tek söz için okunur, her film de belki de algı dünyamıza ışık olacak tek bir replik için izlenir. Yaşamın her alanında bizlere sunulmuş dersler ziyafeti vardır ve maharet ise bunları görebilmekte, hayatın tatlı bir tecrübesi haline getirmektedir. Araştırmacı bir ruhla, öğrenmenin muhatabının sadece öğrencinin olmadığını bilerek sabırla, sevgiyle yürümenin eğitimcinin gücüne güç kattığını, onu daha donanımlı kıldığını söyleyebiliriz.


                Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde ifade edildiği gibi belli ihtiyaçlar karşılanmadan eğitime geçmenin mümkün olmadığına katılıyorum. Bununla birlikte öğretmenin belli bir kalıpsal hiyerarşiye bağlı kalmadan, öğrenciden aldığı dönütlerden eğitim ortamına adapte olup olmadığını çıkarabilmelidir. Kazanımlara odaklanan fakat bu kazanımları nasıl kazandıracağını bilmeyen bir öğretmenin başarısından söz etmek mümkün değildir. İlk ders saatiyle son ders saatinde aynı şekilde davranan, tekdüze yöntemlerle, sınırlı duyulara hitap eden eğitimcinin amacına ulaşabilmesi mümkün değildir. Öğrencinin son saatlerde daha fazla eğlenceli ders dinlemeye, yorulmadan derse katılmaya ihtiyacı vardır ve öğrenci ancak bu şekilde eğitim ortamına dâhil edilebilir. Her bireyin farklı öğrenme biçimleri olduğu gibi öğrencilerin  motivasyon biçimlerinin de farklı olduğu bilinmelidir. Tam Öğrenme Modelini geliştirmiş olan Benjamin Bloom, “Olumlu öğrenme koşulları sağlandığında her öğrenci öğrenebilir.” demektedir.    Bir kültür, sanat ve edebiyat dergisinde yayınlanan “Gözlükleri Ters Takmak” adlı denememde -özelde eğitimle alakalı olmasa da - insanın farklı perspektiflerden bakabilmesinin önemine değinmiştim. Şimdi şunu ifade etmeliyim ki, eğitimci bazen Asi Nehri gibi farklı yönden akmayı deneyebilmelidir. Eğitim ortamlarına, birçok duyuya hitap eden zengin yöntemler sunmayı bilecek bir donanıma sahip olabilmek için araştırmacı ruhlu olmalıdır. Tıpkı Hatay ilimizin bir gökkuşağının renklerinin uyumunu andıracak zengin bir kültürel dokuya sahip olması gibi çok renkliliği, hoşgörüyü ve sabrı kişiliğine işlemeli, hayatın sunduğu hiçbir dersi kaçırmamalıdır. Bir eğitim etkinliğinde eski Ortaöğretim Genel Müdürümüz Mehmet Emin Gürkan’ın tanımı müthişti: “Öğretmenlik, hammaddesi insan olan bir gönül işçiliğidir.” Ben de saflığı, yaşamı, dinamizmi ve bazen sahne arkasındaki görünmez kahramanlığı sembolize eden “su renginde” ifadesini eklemeyi uygun gördüm.
                                                                                
                                                                                                                                   ERDAL ALDENİZ
                                                                                                                                    Türkçe Öğretmeni

6 Nisan 2017 Perşembe

Anne Baba Tutumları

     Eğitimim süresince , beni en çok düşündüren konulardan birisi de karakterlerimiz nasıl şekil aldığıydı. Kenarıya çekilip etraftaki insanların alelacele dolmuşa yetişmeye çalışırken ki çabalarını, çocuğunun elinden tutmuş yolda yürürken çocuğuna nasihatler veren enenin kaygısını, kız arkadaşıyla sarmaş dolaş gezen gencin vurdumduymazlığını, yanına oturan kızdan dolayı ezilip büzülen delikanlının utangaç ve çekingenliğini, geç kaldığı okuluna yetişmeye çalışan öğrencinin sorumluluk bilinci seyrettim… Nasıl oluyordu da insanlar birbirinden bu kadar farkı olabiliyordu.  Nasıl oluyordu da bir genç vurdumduymaz bir tavır takınırken diğer genç tam tersine utangaç ve çekingen bir karakter geliştirebiliyordu?



   Tüm bu soruların cevabı aile yaşantılarında gizli.çocuklarımızın karakterlerini belirlemedeki en büyük etken anne-baba tutumları. Yani anne babanın çocuklarına karşı sergiledikleri tavır ve davranışlar(anne baba tututmları) çocukların karakter  gelişimlerini etkilemektedir.

    Anne ve babalar tarafından çocuklara karşı sergilenen tutumları sınıflandırmak ve kategorilere ayırmak gerekirse, temel olarak şu şekilde özetlenebilir.

1.       Baskıcı ve Otoriter Anne-Baba Tutumu:

    Bu tip aileler yasak ve kurallarla çocuklarına söz hakkı tanımayan, katı kuralcı ve disiplinlidir.çocuklarını azarlayarak ve hakaret ederek çocuklarının şımarmasını önleyeceğini ve onların daha saygılı uslu çocuklar olarak yetiştireceklerini düşünürler.anne babanın otoritesi altında büyüyen bu çocuklar nazik, k, yardımsever , dsiplinlinli dürüst dikkatli  olmalarına rağmen ; ürkek, çekingen, kendine güveni olmayan, öfkeli ve agrasif tavırlar sergileyen, başkalarından kolay etkilenen,otoriteye karşı tam itaat eden, yabancı olan her şeye karşı güvensizlik yaşayan,bastırılmış dürtülerini başkalarına yansıtma gibi otoriter kişilik yapısı gösteren , kendi başına iş yapma yeteneği gelişmemiş, bağımlı korkak bir kişilik getirirler.

2.       Aşırı Hoşgörülü Anne-Baba Tutumu:

         Hiçbir kural ve yasaklamanın olmadığı tabiricaiz çocuğun aileyi parmağının başında oynattığı, bu gevşeklik ve rehavet içerisinde çocuğun hükümdarlığını ilan ettiği aile tipleridir.bu aileler kendini çocuğu için adar ve  tüm planlamalarını çocuklarına göre ayar.ailenin davranışları dengesi ve çocuk merkezlidir.çocukların çok şımartıldığı aile tipleridir.kimi ailelerde kural yok denecek kadar dsiplinsizdir.çocuğun çoğu davranışı aşırı hoşgörüyle karşılanır ve çocuk bile bile kırıp dökse bile anne baba belli bir tepki göstermez. Böylece çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz ve etrafımızdaki doğru yanlış her şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşünen benmerkezci agrasif çocukların sayısıher geçen gün armaya devam eder.

   Böyle ailelerde yetişen çocuklar; sevgi arsızın , ilgi doyumsuzu, kural tanımayan, benmerkezci,geçimsiz, sosyal ilişkileri zayıf ve agrasif karakter edinirler.

         Hiçbir kural ve yasaklamanın olmadığı tabiricaiz çocuğun aileyi parmağının başında oynattığı, bu gevşeklik ve rehavet içerisinde çocuğun hükümdarlığını ilan ettiği aile tipleridir.bu aileler kendini çocuğu için adar ve  tüm planlamalarını çocuklarına göre ayar.ailenin davranışları dengesi ve çocuk merkezlidir.çocukların çok şımartıldığı aile tipleridir.kimi ailelerde kural yok denecek kadar dsiplinsizdir.çocuğun çoğu davranışı aşırı hoşgörüyle karşılanır ve çocuk bile bile kırıp dökse bile anne baba belli bir tepki göstermez. Böylece çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz ve etrafımızdaki doğru yanlış her şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşünen benmerkezci agrasif çocukların sayısıher geçen gün armaya devam eder.

    Böyle ailelerde yetişen çocuklar; sevgi arsızın , ilgi doyumsuzu, kural tanımayan, benmerkezci,geçimsiz, sosyal ilişkileri zayıf ve agrasif karakter edinirler.


3.       Kararsız tutarsız ve Dengesiz Anne-Baba Tutumu:

        Adından da anlaşılabileceği gibi anne babanın kararsız kaldığı dengeli davrAnmadığı anne babanın ortak paydada buluşamadığı birinin ak dediğine diğerinin kara dediği aile tipleridir.kural yok denecek kadar azdır ve kurallar anlık çözüm ve anlık mutluluk içindir. Annenin çocuğuna izin vermediği bir duruma babanın izin verdiği, babanın çocuğuna kızdığı bir durumda annenin hoş karşıladığı, kuralların bazen çok katı uygulandığı bazense hiç yokmuş gibi davranıldığı  kararsız, tutarsız  ve dengesiz bu tip ailelerde yetişen çocuklar karasız,tutarsız, kurallara karşı kayıtsız, çabuk karar değiştiren, duygusal açıdan zayıf,etkilenmeye açık kişilik geliştirirler.


4.       Aşırı Koruyucu Anne-Baba Tutumu:

        Çocuğuna her an bişey olacak korkusuyla onu sürekli koruyup kollayan, hatta zarar görecek korkusuyla evden çıkmalarının kısıtlandığı,çocukların her an kontrol altında tutulduğu,  çocuklarının üzerine titreyen , ilgi ve alakanın yüksek olduğua ile tiplerdir.bu tip aşırı korumacı ve özgürlüğü kısıtlanmış ailelerde yetişen çocuklar, çekingen, aşırı bağımlı, sıkıştığında suçu başkasına atabilen, herkesten anne babası gibi koruyucu tavır bekleyen, zorluklarla mücadele edemeyen karakter edinirler.


5.       Hoşgörülü  ve demokratik Anne-Baba Tutumu:

        Olması gereken düzeyde aile dsiplininin kurulduğu, belli kurallar ve kısıtlamalar çerçevesinde çocukların özgür olduğu, aile bireylerinin olumlu bir iletişim ve sevgi bağıyla bağlandığı, kuralların anne baba ve çocukla beraber konulduğu ve ailevi konuların beraber konuşulup cocuklara söz hakkı tanındığı ideal aile tipleridir.hoşgörü,sevgi  ve güven duygularının ön planda olduğu bu ailelerde yetişen çocuklar; özgüvenleri tam, fikirlerini özgürce ifade edebilen, sorumluluklarını bilen, kendini gerçekleştirmiş geleceğin ideal yetişkin adaylarıdır.

     Kendi bilgilerim ve derlemelerim sonucu hazırladığım bu yazı umarım faydalı olmuştur. Bir sonraki yazımda buluşmak üzere ;) 
  
                                                                                                                         Aslı ÖKSÜZ
                                       Psikolojik Danışman Ve Rehber Öğretmen

20 Mart 2017 Pazartesi

Verimli Ders Çalışma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?


“Ders çalışma sorunu, hem öğretmenlerin hem de anne-babaların en fazla şikayet ettikleri konulardan biri. Yetişkinlerin bakış açısına göre, çocuklara her türlü imkan ve fırsat sağlanmasına rağmen büyük bir sorumsuzluk göstererek ders çalışmıyorlar. Öğretmenler, anne babalar, ellerinden geleni yapmalarına rağmen istedikleri sonucu alamayınca da zaman zaman aşırı kaygılanıp öfkeleniyorlar. Duygularını yönetemedikçe de çocuklarının ders çalışma sorunu içinden çıkılamaz bir hal alıyor”


Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Oktay Aydın’ın bu sözleri aslında binlerce velinin hislerine tercüman oluyor. Ders çalışmamak bir suç değil beynin tercihi! Ders çalışmama gerçekten de birçok öğrencinin sorunu. Çocuklar her türlü imkana göre neden çalışmıyor?
“Beyin ve öğrenme ilişkileri”, “Zeka ve zekanın geliştirilmesi”, “Üstün zekalı çocukların eğitimi” konularında ihtisas yapan Oktay Aydın işte bu noktada veli ve öğretmenlerin bilmesi gereken bilimsel gerçeklere dikkat çekiyor:
“Çocukların ders çalışmamaları sanıldığı kadar basit bir sorun değil. Ders çalışmamanın çocuğa göre farklılaşan nedenleri olmakla birlikte bazı ortak nedenlerden söz edilebilir. Bu sorun sadece çocuklarımızın değil aslında öğrencilik sürecini geçirmiş tüm insanların ortak noktası. Aslına bakılırsa, ders çalışmak özünde kimsenin zevk alarak yaptığı bir şey değil. Çünkü, ders adı altında sunulan konuları bizler belirlemiyoruz, dışımızdan birileri tarafından belirleniyor. Doğal olarak da bu kimseye çok heyecanlı gelmiyor. Hatta diyebiliriz ki, bir çocuğun ders çalışmayı istemesi değil, istememesi daha doğaldır.”
Ders çalışmanın gerçek ödülünün çok uzun zaman sonra üniversite sınavı ya da iyi bir meslek sahibi olunduğunda alındığını söyleyen Oktay bu ödüllerin en büyük tehdidinin çocuğun burnunun ucunda duran, bilgisayar, TV, sinemaya gitme, arkadaşlarla sosyal bir ortamı paylaşma gibi etkinlikler olduğunu söylüyor: “Bir çocuğun ders çalışabilmesi için, şimdiki hazdan vazgeçip uzun vadeli sıkılmayı göze alması gerekiyor. İşte bu, çoğu zaman beynimizin tercihleri ile örtüşmeyen bir durum. Çünkü beynimiz en kısa sürede haz veren faaliyete yönelmeyi sever. Beynin, hazzı kontrol eden alın bölgesi en geç olgunlaşan (yirmili yaşlar) bölümüdür. Bu nedenle, çocukların ders çalışmayı istememesi bir suç değil, beyinlerinin tercihidir.”

Çocuğunuza ders çalıştırırken şu yöntemi uygulayın
Çocukların ders çalışmasını sağlamak çok iyi yönetilmesi gereken bir süreç. Yaşa göre farklı uygulamalar söz konusu olsa da genelde bu çocuklar üzerinde uygulanan ve başarı elde edilmiş bir modelden söz etmek mümkün. Bu yöntem henüz ders çalışma alışkanlığı oturmamış çocuklarda etkili oluyor...
Psikolojik Direnci Kırma
Bu aşamada, çocuğunuzla konuşarak günde en az ne kadar ders çalışabileceğini sorun. Diyelim ki yarım saat demiş olsun. Bu sürenin yarısı olan 15 dakikayı esas alın. Çocuğunuza da, “Sen yarım saat dedin ama ben senden yarım saat çalışmanı istemiyorum, sadece 15 dakika çalışmanı istiyorum” deyin.

“Çünkü, şu an sende öncelikle ders çalışma alışkanlığını kazandırmamız gerekiyor” gibi bir açıklama, uygulamanın başlangıç mantığını çocuğun fark etmesini sağlar. Rutin oluşturun İkinci aşamadaki temel hedef, çocuğunuzun belirlenen süreyi her gün çalışmasını sağlamak olmalı. Bunun için ona, “Belirlediğimiz süre ile ilgili bazı kurallarımız var. Bu kurallarımızdan birincisi, belirlediğimiz bu 15 dakikalık çalışma süresini her gün tekrarlayacağız. Tüm sürelerimizi biriktirip hafta sonu çalışmak yok” şeklinde bir açıklama yapın. Düzeni kurun Bu aşamada, çocuğunuzun çalışma ortamı ile ilgili düzenin oturtulması gerekiyor. Çocuğa, “İkinci kuralımız, televizyon karşısında, yatarak, uzanarak çalışmak yok. Belirlediğimiz süreyi, çalışma odamızda ve masamızda tamamlıyoruz. Çünkü, senin hep aynı ortamda çalışmanı sağlayarak çalışma alışkanlığını pekiştirmek istiyoruz” demelisiniz.
Otokontrolü sağlayın
Çocuğunuzun belirlenen sürenin altına düşmemesini sağlayın. Bu aşamada çocuğunuzla, “Senden, belirlediğimiz 15 dakikalık sürenin altına düşmemeni istiyorum. Bunun nedeni, senin ders çalışma alışkanlığını kazanabilmen için otokontrolünü güçlendirmeyi istememiz. Böylece, belirli bir öz disiplin kazanacak ve bu alışkanlığı iyice güçlendirmiş olacaksın” şeklinde konuşun. Masasına bir çalar saat koyarak kurmasını istemek ve süreyi çalar saatle kontrol altına almak mümkün.

Motivasyonu artırın
Beşinci son adımda, çocuğunuzun motivasyonunu geliştirici hamleyi yapmak son derece önemli. Çocuğunuza, belirlenen sürenin üstüne çıkmakta serbest olduğunu söyleyin. Bir başka ifadeyle, “Eğer istersen, 15 dakikadan daha fazla çalışabilirsin” anlamında bir mesajla, çocuğun çalışma isteğindeki yoğunlaşmaya bağlı olarak tercih yapması sağlayın. Özellikle bu aşamada, çocukların birçoğu, kendilerinin bile farkında olmadıkları şekilde belirledikleri sürenin üstüne çıkıyor. Böylece çocuklar, düşündükleri ve belirledikleri sürenin üstüne çıkmanın gururunu yaşıyor ve başarılı oldukları ya da başarılı olacakları inancını iyice güçleniyor. Bu hissediş, onlar açısından önemli bir kırılma aşaması. Unutulmamalı ki, her başarısızlık bir sonraki başarısızlığın, her başarı da bir sonraki başarının zeminini hazırlar.

"Ders çalışmada hırslı olmak değil, azimli olmak gerekiyor. Hırslı çocuklar, yapacakları işe değil, arkadaşlarına odaklanır. Sürekli rekabet halindedir ve arkadaşlarını geçmeye çalışırlar. Bu nedenle, çocuklarda hırsı beslememek gerekiyor. Ancak aşırı iç motivasyon ‘hırs’ olarak karşımıza çıkabiliyor. Hırs ise asla beslenmemesi gereken bir özellik. Çünkü aslolan hırs değil, azimdir. Azimli çocuklar, görev odaklı olup üzerlerine düşen görevi sonuna kadar yapar ve mutlu olurlar. Oysa hırslı çocuklar ilişki odaklıdır. Bir başka ifadeyle, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten çok arkadaşlarını geçmeye çalışırlar.”"

MOTİVASYON TİPİNE GÖRE ÖNLEM ALMAK GEREKİYOR!
Ders çalışmayı engelleyen en önemli şeyin motivasyontipi olduğunu söyleyen Aydın, insanda bir iç bir de dış motivasyon diye tanımlanabilecek iki yapı bulunduğunu ve bunların doğuştan gelen kişiliğin bir parçası olduğunu söylüyor.

İç motivasyonu yüksek çocuklar
1- Genelde amaçlarını bilmek isterler
2- Planlı çalışmayı severler
3- İstekli ve sabırlıdırlar
Dış motivasyonu yüksek çocuklar
1- Sürekli yönlendirilmeye ihtiyaç duyarlar
2- Sonuç odaklıdırlar ve kısa sürede işi tamamlamak isterler
3- Kısa sürede tamamlanmayan işlerden çok çabuk sıkılırlar ve enerjileri düşer
4- Başladıkları işleri çoğu zaman yarım bırakırlar ve sürekli mazeret üretirler
5- En belirgin özellikleri de ertelemedir. Sorumluluklarını sürekli erteler ve biriktirirler
Oktay Aydın’a göre, çocuğu sürekli suçlayıp eleştirmek yerine motivasyon tipini anlamak ve ona uygun önlemler almak gerekiyor: “Dış motivasyon tipine sahip çocukların iç motivasyon kaynaklarını harekete geçirecek faaliyetler yaptırılmalı. Buradaki en kritik nokta da, çocukta, başarılı olduğu ve başarılı olacağı inancının hep üst düzeyde tutulması.”

Dikkat
Temel alışkanlıkların ve yeni davranışların kazandırılması için yaklaşık olarak 21 gün tekrar edilmesi gerekiyor. Bu nedenle, çocukların ders çalışma alışkanlığını kazandırmak amacıyla yapılacak bu uygulama 2-3 hafta kadar hiç değiştirilmeden aynen devam ettirilmeli. Böylece, çocuğun beyninde ders çalışma ile ilgili nörolojik aktiviteyi iyice belirginleştirmek ve kalıcılığı sağlamak mümkün olur. Bu süre sonunda, çocukla tekrar görüşerek, çalışma süresinin üzerine 5-10 dakika eklenmesini sağlayabilirsiniz. Süreç bu şekilde adım adım ve azar azar ileriye doğru götürülerek ideal süreye kadar devam ettirilmeli.
Kaynak: Vatan-Türkan Hiçyılmaz