FACEBOOK BEĞENİ BUTONU

ASLI YILDIZ ÖKSÜZ


asligok.blogspot.com;da yayınlanacak yeni yazılar e-mail adresinize gelsin.

Bireyi Tanıma Teknikleri Nasıl Uygulanır?

Okullarda uygulanan anket ve envanterlerin sağlıklı bir şekilde uygulanıp yorumlanması okul başarısını önemli ölçüde etkileyen bir etkendir.

Özel Eğitim ve Destek Eğitim Odası Çalışmaları

Özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerimize normal devlet okullarında eğitim verilebilir mi?

İlham Veren Başarı Hikayeleri

Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi”. dedi.

Verimli Ders Çalışma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?

Diyebiliriz ki çocuğun ders çalışmayı istemesi değil, istememesi daha doğaldır.

Engellerin Başarıya Engel Olmayacağının En Büyük Kanıtı 14 Büyük Kişilik

İçimizdeki başarı azmi önümüze çıkan tüm engelleri aşabilecek güçte. Yeter ki farkedelim.

20 Mart 2017 Pazartesi

Verimli Ders Çalışma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?


“Ders çalışma sorunu, hem öğretmenlerin hem de anne-babaların en fazla şikayet ettikleri konulardan biri. Yetişkinlerin bakış açısına göre, çocuklara her türlü imkan ve fırsat sağlanmasına rağmen büyük bir sorumsuzluk göstererek ders çalışmıyorlar. Öğretmenler, anne babalar, ellerinden geleni yapmalarına rağmen istedikleri sonucu alamayınca da zaman zaman aşırı kaygılanıp öfkeleniyorlar. Duygularını yönetemedikçe de çocuklarının ders çalışma sorunu içinden çıkılamaz bir hal alıyor”


Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Oktay Aydın’ın bu sözleri aslında binlerce velinin hislerine tercüman oluyor. Ders çalışmamak bir suç değil beynin tercihi! Ders çalışmama gerçekten de birçok öğrencinin sorunu. Çocuklar her türlü imkana göre neden çalışmıyor?
“Beyin ve öğrenme ilişkileri”, “Zeka ve zekanın geliştirilmesi”, “Üstün zekalı çocukların eğitimi” konularında ihtisas yapan Oktay Aydın işte bu noktada veli ve öğretmenlerin bilmesi gereken bilimsel gerçeklere dikkat çekiyor:
“Çocukların ders çalışmamaları sanıldığı kadar basit bir sorun değil. Ders çalışmamanın çocuğa göre farklılaşan nedenleri olmakla birlikte bazı ortak nedenlerden söz edilebilir. Bu sorun sadece çocuklarımızın değil aslında öğrencilik sürecini geçirmiş tüm insanların ortak noktası. Aslına bakılırsa, ders çalışmak özünde kimsenin zevk alarak yaptığı bir şey değil. Çünkü, ders adı altında sunulan konuları bizler belirlemiyoruz, dışımızdan birileri tarafından belirleniyor. Doğal olarak da bu kimseye çok heyecanlı gelmiyor. Hatta diyebiliriz ki, bir çocuğun ders çalışmayı istemesi değil, istememesi daha doğaldır.”
Ders çalışmanın gerçek ödülünün çok uzun zaman sonra üniversite sınavı ya da iyi bir meslek sahibi olunduğunda alındığını söyleyen Oktay bu ödüllerin en büyük tehdidinin çocuğun burnunun ucunda duran, bilgisayar, TV, sinemaya gitme, arkadaşlarla sosyal bir ortamı paylaşma gibi etkinlikler olduğunu söylüyor: “Bir çocuğun ders çalışabilmesi için, şimdiki hazdan vazgeçip uzun vadeli sıkılmayı göze alması gerekiyor. İşte bu, çoğu zaman beynimizin tercihleri ile örtüşmeyen bir durum. Çünkü beynimiz en kısa sürede haz veren faaliyete yönelmeyi sever. Beynin, hazzı kontrol eden alın bölgesi en geç olgunlaşan (yirmili yaşlar) bölümüdür. Bu nedenle, çocukların ders çalışmayı istememesi bir suç değil, beyinlerinin tercihidir.”

Çocuğunuza ders çalıştırırken şu yöntemi uygulayın
Çocukların ders çalışmasını sağlamak çok iyi yönetilmesi gereken bir süreç. Yaşa göre farklı uygulamalar söz konusu olsa da genelde bu çocuklar üzerinde uygulanan ve başarı elde edilmiş bir modelden söz etmek mümkün. Bu yöntem henüz ders çalışma alışkanlığı oturmamış çocuklarda etkili oluyor...
Psikolojik Direnci Kırma
Bu aşamada, çocuğunuzla konuşarak günde en az ne kadar ders çalışabileceğini sorun. Diyelim ki yarım saat demiş olsun. Bu sürenin yarısı olan 15 dakikayı esas alın. Çocuğunuza da, “Sen yarım saat dedin ama ben senden yarım saat çalışmanı istemiyorum, sadece 15 dakika çalışmanı istiyorum” deyin.

“Çünkü, şu an sende öncelikle ders çalışma alışkanlığını kazandırmamız gerekiyor” gibi bir açıklama, uygulamanın başlangıç mantığını çocuğun fark etmesini sağlar. Rutin oluşturun İkinci aşamadaki temel hedef, çocuğunuzun belirlenen süreyi her gün çalışmasını sağlamak olmalı. Bunun için ona, “Belirlediğimiz süre ile ilgili bazı kurallarımız var. Bu kurallarımızdan birincisi, belirlediğimiz bu 15 dakikalık çalışma süresini her gün tekrarlayacağız. Tüm sürelerimizi biriktirip hafta sonu çalışmak yok” şeklinde bir açıklama yapın. Düzeni kurun Bu aşamada, çocuğunuzun çalışma ortamı ile ilgili düzenin oturtulması gerekiyor. Çocuğa, “İkinci kuralımız, televizyon karşısında, yatarak, uzanarak çalışmak yok. Belirlediğimiz süreyi, çalışma odamızda ve masamızda tamamlıyoruz. Çünkü, senin hep aynı ortamda çalışmanı sağlayarak çalışma alışkanlığını pekiştirmek istiyoruz” demelisiniz.
Otokontrolü sağlayın
Çocuğunuzun belirlenen sürenin altına düşmemesini sağlayın. Bu aşamada çocuğunuzla, “Senden, belirlediğimiz 15 dakikalık sürenin altına düşmemeni istiyorum. Bunun nedeni, senin ders çalışma alışkanlığını kazanabilmen için otokontrolünü güçlendirmeyi istememiz. Böylece, belirli bir öz disiplin kazanacak ve bu alışkanlığı iyice güçlendirmiş olacaksın” şeklinde konuşun. Masasına bir çalar saat koyarak kurmasını istemek ve süreyi çalar saatle kontrol altına almak mümkün.

Motivasyonu artırın
Beşinci son adımda, çocuğunuzun motivasyonunu geliştirici hamleyi yapmak son derece önemli. Çocuğunuza, belirlenen sürenin üstüne çıkmakta serbest olduğunu söyleyin. Bir başka ifadeyle, “Eğer istersen, 15 dakikadan daha fazla çalışabilirsin” anlamında bir mesajla, çocuğun çalışma isteğindeki yoğunlaşmaya bağlı olarak tercih yapması sağlayın. Özellikle bu aşamada, çocukların birçoğu, kendilerinin bile farkında olmadıkları şekilde belirledikleri sürenin üstüne çıkıyor. Böylece çocuklar, düşündükleri ve belirledikleri sürenin üstüne çıkmanın gururunu yaşıyor ve başarılı oldukları ya da başarılı olacakları inancını iyice güçleniyor. Bu hissediş, onlar açısından önemli bir kırılma aşaması. Unutulmamalı ki, her başarısızlık bir sonraki başarısızlığın, her başarı da bir sonraki başarının zeminini hazırlar.

"Ders çalışmada hırslı olmak değil, azimli olmak gerekiyor. Hırslı çocuklar, yapacakları işe değil, arkadaşlarına odaklanır. Sürekli rekabet halindedir ve arkadaşlarını geçmeye çalışırlar. Bu nedenle, çocuklarda hırsı beslememek gerekiyor. Ancak aşırı iç motivasyon ‘hırs’ olarak karşımıza çıkabiliyor. Hırs ise asla beslenmemesi gereken bir özellik. Çünkü aslolan hırs değil, azimdir. Azimli çocuklar, görev odaklı olup üzerlerine düşen görevi sonuna kadar yapar ve mutlu olurlar. Oysa hırslı çocuklar ilişki odaklıdır. Bir başka ifadeyle, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten çok arkadaşlarını geçmeye çalışırlar.”"

MOTİVASYON TİPİNE GÖRE ÖNLEM ALMAK GEREKİYOR!
Ders çalışmayı engelleyen en önemli şeyin motivasyontipi olduğunu söyleyen Aydın, insanda bir iç bir de dış motivasyon diye tanımlanabilecek iki yapı bulunduğunu ve bunların doğuştan gelen kişiliğin bir parçası olduğunu söylüyor.

İç motivasyonu yüksek çocuklar
1- Genelde amaçlarını bilmek isterler
2- Planlı çalışmayı severler
3- İstekli ve sabırlıdırlar
Dış motivasyonu yüksek çocuklar
1- Sürekli yönlendirilmeye ihtiyaç duyarlar
2- Sonuç odaklıdırlar ve kısa sürede işi tamamlamak isterler
3- Kısa sürede tamamlanmayan işlerden çok çabuk sıkılırlar ve enerjileri düşer
4- Başladıkları işleri çoğu zaman yarım bırakırlar ve sürekli mazeret üretirler
5- En belirgin özellikleri de ertelemedir. Sorumluluklarını sürekli erteler ve biriktirirler
Oktay Aydın’a göre, çocuğu sürekli suçlayıp eleştirmek yerine motivasyon tipini anlamak ve ona uygun önlemler almak gerekiyor: “Dış motivasyon tipine sahip çocukların iç motivasyon kaynaklarını harekete geçirecek faaliyetler yaptırılmalı. Buradaki en kritik nokta da, çocukta, başarılı olduğu ve başarılı olacağı inancının hep üst düzeyde tutulması.”

Dikkat
Temel alışkanlıkların ve yeni davranışların kazandırılması için yaklaşık olarak 21 gün tekrar edilmesi gerekiyor. Bu nedenle, çocukların ders çalışma alışkanlığını kazandırmak amacıyla yapılacak bu uygulama 2-3 hafta kadar hiç değiştirilmeden aynen devam ettirilmeli. Böylece, çocuğun beyninde ders çalışma ile ilgili nörolojik aktiviteyi iyice belirginleştirmek ve kalıcılığı sağlamak mümkün olur. Bu süre sonunda, çocukla tekrar görüşerek, çalışma süresinin üzerine 5-10 dakika eklenmesini sağlayabilirsiniz. Süreç bu şekilde adım adım ve azar azar ileriye doğru götürülerek ideal süreye kadar devam ettirilmeli.
Kaynak: Vatan-Türkan Hiçyılmaz

17 Mart 2017 Cuma

18 Mart Çanakkale Zaferi Kahramanlık Öyküler


Birinci Dünya Savaşı'nda kazandığımız en büyük muharebedir Çanakkale Zaferi. Savaşın gidişini değiştiren bu büyük zafer, İngilizler'e 205.000 , Fransızlar'a 47.000 kişiye malolmuştur.


Çanakkale Zaferini, büyük Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir.  Düşmanın mevki kazandığını fark eden Mustafa Kemal Beyin, emrindeki askere hitaben, "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir." emrini verdiği bir zafer mücadelesidir Çanakkale şavaşı.


Türk bağımsızlık savaşının temelleri ÇANAKKALE’nin sularında ve Conk Bayırı’nda atılmıştır. Kahraman türk ordusu vatanı uğruna gözünü bile kırpmadan bedenini vatanına siper etmiştir.

Vatanı için kendini feda etmiş o cesur kahramanlar canlansa da dile gelseler neler söylerdiler neler…

-Ben, Kınalı Hasan, Anam kına yakıp da yollamıştı beni cepheye, kurban olsun oğlum vatana diye. Merak etmekteyim şimdi, vatanım ne halde. Ülkem özgür, barış içindedir.  Çocuklar, gençler aileleriyle mutlu, herkes refah içinde ve huzurlu. Apaydınlıktır günler, bitmiştir tüm çileler. Böyledir vatanımın hali değil mi?

-Ne güzel şeyler söyler dilin Kınalı Hasan! Beni hatırlamadın mı? Ben, mayınları boğaza döşeyip İngilizleri İstanbul’a geçirmeyen Nusret Mayın gemisinin kılavuzu Nazmi Bey. Ben de merak ederim vatanımı. Acep ne haldeler gençler?

-Selam size Nazmi Bey, Kınalı Hasan! Silin gözlerinizdeki telaşı, benim ben Seyit Onbaşı. Sesinizi duyunca dayanamadım geldim ben de.  Topçu eriydim Rumeli’de bilirsiniz. Gönlümde tek şey vardı, özgürlük. Vatanım için, Allah aşkı için geçirmeyecektim o gayrimüslimi boğazdan. Vinç bozuldu, yüreğimizdeki iman bozulmadı yine. Özgür olacaktı vatanım. Geçmemeliydi düşman, geçemeyecekti karşıya. “Ya Allah” dedik, yüklendik de üç kez 215 okkalık mermiyi, titremedi elim kolum bir an. Özgür ülkemin gençleri bilir mi ki bizi, anar mı ki bizi diye, düşlerim zaman zaman.
 

-Nezahat Onbaşıyım ben, ey kahramanlar! Anam ölünce babamla cepheden cepheye koştum da çocukluk nedir, gençlik nedir bilmedim hiç. Silahımla babam ailemdi, siperler evimdi o zaman. Çanakkale geçilmez, dedi atam. Geçilmez dedik. Durur mu bundan sonra Türk kadını evde, koştuk geldik erlerimizin yanına cepheye. Tek ben de değil: Mücahide Hatice Hanım, Zeynep Mido Çavuş, Ayşeler, Fatmalar, Seherler, Şerifeler ve niceleri… Tek vücut olduk da düşmana karşı, vermedik vatanımızın bir karış toprağını . Hele bir deyiverin de bize var mıdır haber vatanımızdan?

-Beni çocuk görüp de Çanakkale’yi bilmez, özgürlüğü bilmez, vatanı bilmez sanmayın. Ben de babam gibi şehit oğlu şehidim. Ben, Şehit Yolağası’nın oğlu Mehmed Ali. 11 yaşındaydım daha vatan için savaşmaya giderken. Arkadaşlarım da oradaydı. Kimi 11 kimi 12 yaşında. Kebapçı Said Ağa’nın oğlu Mehmet, Şahin Bey’in oğlu Hayri, Arzuhalci Ali Efendi’nin oğlu İsmail, bunlar hatırladıklarım. İsmini bilmediğim binlercesi çocuk vardı daha cephede, kimi savaşta, kimi istihbaratta. Biz de bırakamazdık vatanımızı o mel’un düşmana. Varın söyleyin gayrı akranlarımız neyler şimdi?

 Burada Vatan için can veren 250.000 Mehmet'cikten Ezine'li Yahya Çavuş ve arkadaşlarının abidesi için eski Çanakkale Valilerinden Nail Memik Bey'in yazdığı dörtlük :

Bir Kahraman tabur ve Yahya Çavuş'tular;

Tam üç alayla, burda, gönülden vuruştular...

Düşman, tümen sanırdı bu şahlanmış erleri,

Allah'ı arzu ettiler; Akşam kavuştular.

Çanakkale savaşında Kahramanca savaşan Türk askeri,düşmanlarını bile kendine hayran bırakmıştır. Bu savaşta bir kolu ile bir ayağına kaybeden bir Fransız Generalinin ülkesine döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırası şöyledir:



Çanakkale Savaşlar’ında savaşıp, bir kolu ile bir ayağını kaybeden Fransız Generali Bridges, yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor:
"Fransızlar Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler. Hiç unutmam Savaş sahasında dövüş bitmiş yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zayiat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutamıyacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk asker kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtası ile şöyle bir konuşma yaptık:
-Niçin öldürmek istediğin düşmana yardım yapıyorsun ? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi:
-Bu Fransız asker yaralanınca cebinden yaşlı bir kadının resmini çıkardı, birşeyler söyledi. Anlamadım ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedimki, o kurtulup anasının yanına dönsün!.. Bu asil duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaranın yanaklarımdan süzülen yaşları dondurduğunu hissettim, çünkü Türk askerini göğsünde, bizim askerinkinden çok ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı. Az sonra ikiside öldüler.
 


 Yüzbaşi Sirri Bey, ikindi vakti yeni gelen erati teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçinin bir tarafi kinalanmiş oldugunu görür ve takilir: “Hiç erkek kinalanir mi? Mehmetçik: Buraya gelmeden evvel, anam kinalamişti komutanim” der ve sebebini bilmedigini ilave eder.Komutanin istegi üzerine anasina haber salar, “Niye benim saçimi kinaladin?” Gelen cevabi mektupta şunlar yazar:
“Ey gözümün nuru Hasan’ım,
Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor.Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın… Ben, senin anan isem.Beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü.Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor…
Sen bu ailenin seçilmiş kurbanisin…
Hasan’ım, söyle zabit efendiye… Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır… Ben de seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım.Onun için saçını kınalamıştım…
El-hükmü billah. Allah, seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın.
Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktir. Gözlerinden öperim…
Anan – Hatice”


SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR

Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş 'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu, İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen yakalar,karşı tarafa fırlatır ve zararını kendilerine dokundururdu. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş 'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastahaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu:
"Sağ kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. 

Hastahaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affedeniz muhterem kumandanım…






14 Mart 2017 Salı

İlham Veren Başarı Hikayeleri

1.Thomas Edison’un başarı hikayesi:

Thomas Edison Bini aşkın buluş yapan, bu arada elektrik ampulünü fonografi ve film gösterme makinelerini geliştiren Amerikalı mucittir.7 yaşında başladığı ilkokulundan 3 ay sonra annesine bir mektup gedi. O mehtup hikayesini şu şekilde anlayatım:

Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi”. dedi.

Annesi kağıdı gözyaşları içinde oğluna sesli olarak okudu: “Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin.”

Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden bir çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt buldu ve alıp açtı.

Kağıtta “Oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. Sınıfta hiçbir seye odaklanamıyor dikkat sorunu var. Oğlunuzu okuldan alın . Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz…” yazılıydı.

Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı: Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu.
O mektuptan sonra eğitimci bir geçmişi olan annesi tarafından evde eğitimine devam etti Edison. Bir süre sonra kimya deneylerine ilgi duyan Edison evinin kilerine kurduğu labaratuvarda ampul icat etmeye yönelik çalışmalara başladı. Thomas lambayı icat etmeden evvel 999 kez başarısızlığa uğramış, ancak 1000. girişiminde başarılı olmuştur.

Durmadan çalışmak yüzünden Thomas Edison'un gözleri yanıyor, dayanılmaz sancılar veriyordu. Ama o bunları kimseye söylemiyor, sadece hatıra defterine kaydediyordu.
Peşpeşe deneylerin sürdüğü bir gün asistanı:
-Artık bu işten vazgeçsek! deyiverdi.
Niçin? dedi Edison.
- Çünkü şu ana kadar iki bin deney yaptık ve hiçbir sonuç alamadık! Deyince asistanı, Edison hemen itiraz etti ve şu tarihi cümleleri sıraladı:

- Bu doğru değil… Evet, amacımıza ulaşamadık ama hiçbir netice elde edemediğimiz doğru değildir. Çünkü aradığımız şeyin yaptığımız şeyin yaptığımız bu iki bin deney içinde bulunmadığını öğrenmiş bulunuyoruz.
       
         1879 Kasımında Edison bir gece yazı masasının başına oturmuş, sönük bir puroyu emerek ne yapacağını düşünüyordu. Dalgın dalgın ceketinin düğmelerinden birini çevirirken düğme koptu. Üstünden bir iplik parçası sarkıyordu. Birden yerinden fırladı, laboratuara geçti ve teknisyenlerine iplik parçasını gösterdi. Böylesini acaba ceyran nakledici olarak kullandık mı hiç? Demek kullanmadık! Öyleyse gidin bir yumak ip alın, ufak parçalar halinde kesin, kömürleştirin ve lambalarınızı takın.

Asistanları sonuç ummamakla beraber hemen dediğini yaptılar. Edison’un bu fikri, bu sahadaki çalışmalarından vazgeçmeden önce başvurulacak son çare olarak görülüyordu. Kömürleştirilen iplikler her seferinde kırılmasına rağmen bu hassas ipliklerden biri kırılmadan lambaların birine takılabildi. Lambanın havası hemen boşaltıldı. Lambaya elektrik verildiğinde iplik kızdı ve tatlı sarı bir ışık meydana geldi.

Edison ve arkadaşları ışığa büyülenmiş gibi bakıyorlardı. Böylece ampulü icat etmiş olan Edison devrinin en büyük meraklısı ilan edildi.


2. Soichiro Honda’nın başarı hikayesi:


Bir insanın başına gelebilecek her türlü olumsuzluklara rağmen ayakta kalabilmesi, inancını yitirmemesi ve vazgeçmemesi sonucunda neler yapabileceğinin en büyük örneklerinden olan Soichiro Honda’nın, başarısının ardında yatan garip hikaye.


Üzerinde çalıştığı piston ringlerini toyotoya sunan Honda, terslenerek red cevabı aldığı yetmezmiş gibi okuluna dönüp tekrar eğitim alması gerektiği söylenerek alay konusu oldu.

Çalışmalarından vazgeçmeyen Honda, iki yıl boyunca yaptığı inanılmaz uğraşlar sonucunda Toyota’dan ihtiyacı olan teklifi almayı başarmıştır ki, bu seferde 2. Dünya savaşı engeline takılır. Savaşa hazırlanan Japon hükümeti, fabrikasını kurmak için ihtiyacı olan betonu Honda’ya vermez.

Hayalleri uğruna çözüm odaklı düşünceler üreten Honda, hiç zaman kaybetmeden arkadaşlarının da yardımı ile kendi betonlarını üretmek için kolları sıvarlar ve ilk fabrikasını kurmadan önce, betonlarını dahi kendi yapmak zorunda kalır.

Betonları üretip kendi fabrikasını kurduğunda sırada patlak veren 2. Dünya savaşında 2. Kez atılan bomba fabrikasını yerle bir eder. Ama hala vazgecmeyen Honda enkaz ve karmaşanın içinde ABD ordusunun attığı benzin tenekelerini toplayıp biriktirmeye başlar. Çünkü hayalleri için hammaddeye ihtiyacı vardır.

Atık tenekeleri toplayarak hammadde açığını kapatmaya ve yeniden fabrikasını açmayı düşünen Honda, bu sefer de deprem engeline takılır. Deprem sonrası yeniden toparlamaya çalıştığı fabrikası yeniden yerle bir olmuştur. Tüm bunların üzerine Japonya’da başlayan benzin kıtlığı, Honda’nın her yere bisiklet ile gidip gelmesine neden oldu. Ancak bu durumu hızlandırmak adına bisikletine yaptığı küçük motor, Honda için yeni bir hayatın kapılarını aralayacaktı. 

Honda’nın motorlu bisikleti kısa sürede çevrede dikkat çekti ve komşuları birer birer aynı motordan kendi bisikletlerine istemeye başladılar. Honda elindeki motorlarla bu durumu karşılasa da talep her geçen gün artmaya başlayınca bir yerde elindeki motorlar yetersiz kaldı.



Hiçbir zaman hayalinden vazgeçmeyen Honda’nın kafasında yeniden fabrika kurma hayalleri canlandı. Japonya’daki 18.000 bisikletçi dükkanına mektup yazarak, icadının Japonya’ya yeniden hayat verebileceğini anlattı. Bu bisikletçilerden tam 5000 tanesi geri dönüş yaparak ihtiyacı olan sermayeyi vermeye hazır olduklarını söyleyince, Honda hiç kapamadığı kollarını yeniden sıvadı. Gelen inanılmaz olumlu tepkinin ardından bisikletlere uyarladığı motorların ağır olduğunu ve sadece belirli bir bisiklet kullanıcısına hitap ettiğini düşünen Honda, motor üzerinde son bir değişiklik yaparak motorun ağırlığını düşürdü.

Bir gece içinde başarıya ulaşan Honda’ya imparatorluk Nişanı verildi. Daha sonra motorlu bisikletlerini Avrupa ve ABD’ye ihraç etmeye başladı. Ardından 70’li yıllara gelindiğinde en az motorlu bisikletleri kadar tutulan otomobilleri ile sektöre başka bir koldan daha girdi.

        Günümüzde Honda şirketi yaklaşık 100.000 kişi çalıştırmaktadır. Bir zamanlar kendisi ile alay ederek aşağılayan Toyota, ihracat konusunda Honda’nın gerisine düşmüş durumdadır. Bu durum ise oluşan tüm olumsuz koşullara rağmen başarıya ve hayallerine odaklanan bir adamın azmi ve gücü sayesinde gerçekleşmiştir.
Soichiro Honda ise ardında bıraktığı büyük başarı hikayesi ile 1991 yılında yaşama veda etti.


3.Stephen King'in Başarı Hikayesi:

Birçok kimse, ünlü yazar Stephen King’i bilir ancak çok az insan hayat hikayesini duymuştur. Stephen’in ilk romanı neredeyse her basımevinden geri çevrildi ve o da romanını çöpe attı

        Karısı ise romanı çöpten alarak, ona yeniden başvurması konusunda ısrar etti ve tekrar tekrar yapılan başvurular sonrasında da bizim bildiğimiz Stephen King haline geldi. Bu ilham verici başarı hikayesinden öğreneceğiniz en önemli ders, eğer siz kendinize inanıyorsanız, ret edilmenin bir anlamı olamaz!


4. Oprah Winfrey’in başarı hikayesi:

Oprah son zamanların en ünlü TV Show yıldızı ve gezegendeki en zengin kadınlardan da biri. Yıllık 300 milyon dolarlık kazancıyla dünyanın en zengin siyahi kadını, ABD’li program yapımcısı ve sunucusu Oprah Winfrey’in dönüm noktası babasının ondan her hafta bir kitap okuyup özetlemesini istemesiyle başladı. 


Oprah, okuduğu kitaplarla kendini ve gücünü tanımış. Ve sonra her başarısını kendisine bir basamak yapıp, hızla yükselmeye başlamış. Başarılı bir okul hayatına karşın asi ve hırçın bir tavır sergileyen Oprah önce ki yaşamında işten kovulduğunu ve televizyon sunuculuğu için uygun olmadığı söylendiğinde eminim sizlerde çok şaşıracaksınız. 


5. Bill Gates’in başarı hikayesi:


William Henry “Bill” Gates III, ya da daha çok bilinen adıyla Bill Gates, 28 Ekim 1955 Seattle doğumlu ABD’li iş adamıdır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Gates, Microsoft şirketinin kurucularındandır ve şirketin başkanlığını ve baş yazılım mimarlığını yapmaktadır. Forbes dergisine göre 2009′de Gates dünyanın en zengin kişisiydi. (US$60.0 milyar) Bill Gates’in başarı olasında ki etkenler aşağıda sıralalanmıştır.

1- İleriyi gördü.

Kendisi küçük yaşlardan itibaren bilgisayarın önemini ve insan hayatında alacağı yeri çok iyi kavramıştı. Yakın gelecekte herkesin evinde ve işinde kendisine ait bilgisayarı olacağına inanmıştı. Hedefini buna göre çizdi.

2- Planlı çalıştı

Bill Gates zekiydi ama zekanın tek başına kafi gelmeyeceğini, çok ve planlı çalışılması gerektiğini düşünüyordu. Bir arkadaşından ayrılma sebebi, iş dışında geçirdiği zamanın- uyku dahil- sadece yerdi saat olmasıydı. Gates beraber olduğu insanlardan da aynısını bekliyordu.


3- Akıllı kişilerle çalıştı

İşe en akıllı insanları almada çok maharetliydi. Çünkü ona göre akıllı adam, başkalarının akıllarından istifade ederek üstün başarılara imza atabilen insandı.

4- Çalışanları şirkete ortak etti

Bill Gates çalışanlara yüksek ücret vermiyordu, kendisi de düşük ücretle çalışıyordu. Yüksek ücret yerine şirkete ortak olmaya teşvik ediyordu. Mesela Microsoft’un Başkanı Steve Ballmer’ı çalışmaya razı edebilmek için ona yüklüce hisse vermişti. Ballmer bu hisseler sayesinde şimdi büyük bir servete sahip…

5- Çalışanlara değer verdi

Microsoft en akıllı kişilerle çalışmanın yanı sıra onları kaybetmemek için de gayret gösteriyor. Gates ayrılan her elemanın arkasından, “Niçin ayrıldı, onu neden tatmin edemedik, nerede hata yaptık?” gibi soruların cevabını araştırıyordu. Bu yüzden Microsoft’ta eleman sirkülasyonu ABD ortalamasından iki kat düşüktür. Ayrıca Gates, günün belli saatleri dünya genelinde çalışanların e-mail’lerini cevaplamaya, onlarla birebir iletişim kurmaya, onların motivasyonunu yükseltmeye ayırıyor.

6- Piyasada olup biteni takip etti

Baş döndürücü bir hızla gelişen bilişim sektöründe geride kalmak, yok olmak manasına geliyor. Bill Gates hiçbir alanda piyasanın gerisinde kalmak istemiyor.

7- Belli noktaya odaklandı

Microsoft, yazılım alanında çalışan bir şirket. Cirosunun % 90’dan fazlasını yazılım meydana getiriyor. Bunun yanında yazılm teknolojisini desteklemek için Mouse, oyun kumanda cihazı, ses kartı gibi donanımlar da üretiyor ama başka şirketler gibi faaliyet alanlarını dağıtmıyor, en iyi olduğu alana odaklanıyor.

8- Şımarmadı ve mütevazı kalmayı bildi

Bill Gates’in rakiplerinin hemen hepsinin özel uçağı var, yatı var ama o, sade bir hayat sürüyor. Cimri denilecek kadar eli sıkı. Kendisine neden lüks hayat yaşamadığı sorulduğunda diyor ki: “Öyle yaşarsam öyle düşünmeye başlarım ve şimdikinden çok farklı bir kişiliğe sahip olurum. Yeterince çalışamam ve üretemem.

Beni son derece etkiyen bu başarı öyküleri umarım sizlerin de hoşuna gitmiştir. 
                                                    

                                                   …(J J J)….







10 Mart 2017 Cuma

Birbirinden Ünlü Dört Farklı Tablo ve Hikayeleri

Salvador Dali’nin en ünlü tablolarından biri "Belleğin Azmi" isimli bu tablosudur. Eriyen Saatler olarak da biliniyor. Bu tablo için bir çok varsayım var. Aynı zamanda bu tabloyu herkes farklı yorumlayabilir. 

1. Salvador Dali: Belleğin Azmi

         Bu varsayımlardan biri; genel olarak,katı ve değişmez zaman kavramına karşı bir protesto olarak yorumlanıyor. Salvador Dali sonradan bu resmin ilhamını, sıcak Ağustos güneşi altında erimekte olan bir Fransız peynirinden olduğunu söylemiştir.Tablonun ortasında canavar biçiminde bir insan figürü var. Salvador Dali’nin bir çok yapıtında da var bu nesne ve sanatçının kendisini betimlemesi olarak algılanıyor. Gözü kapalı ve uyku halinde olan bu figür rüya olayına işaret ediyor olabilir. Resimde ki saatlerinde rüya görülürken geçen zamanı ifade ettiğini söyleyebiliriz.Yani bilincimiz yerinde değilken zaman bizim için bir şey ifade etmez sadece akıp gider. Sol alt köşedeki turuncu saat karıncalarla kaplıdır. Salvador Dali; karıncaları, ölümü ve kadın üreme organlarını simgelemek amacıyla kullanmıştır. Son olarak, Mona Lisa tablosu gibi tamamlandıktan kısa bir süre tablonun kırmızı şarapla ıslatıldığı söyleniyor.

2.Johannes Vermeer – İnci Küpeli Kız


         
          Tabloda resmedilen kızın hayal ürünü değil de gerçek bir model olduğu ve kızı ya da bir yakını olduğu düşünülmektedir. Tablodan esinlenerek kitap yazılmış sonra da beyaz perdeye uyarlanmıştır.

          ‘Kuzey’in Mona Lisa’sı’ olarak adlandırılan ‘İnci Küpeli Kız’ tablosundaki genç kızın masumiyeti ve bakışlarındaki etkileyicilik, ressamın başarısını arttırmıştır. Tablonun ana objesi inci küpe ön plana çıkarken, ressamın tablolarında eksik olmayan mavi ve sarı renkteki örtü dikkat çeker.Tablo yağlı boya ile yapıldığı ve uzun süre korunamadığından dolayı zamanla boyada çatlamalar meydana gelmiş ve bu da tabloya farklı bir göz zenginliği sağlamıştır.

3.. Abidin Dino – Uzun Yürüyüş 

          Abidin Dino, sanatın her dalında gösterdiği çalışmalarla çağdaş kültürün gelişmesinde çok çaba harcamış bir sanatçıdır. Dino, aslında hayatı boyunca çizdiği, bir nevi kartvizit işlevi gören el ve parmak çizimleriyle bilinir. Picasso’nun deyimiyle en düzgün el ve parmak çizen iki kişiden biridir.


Bu tablosu için, Nazım Hikmet şiir yazmıştır.

Bu adamlar, Dino,
ellerinde ışık parçaları,
bu karanlıkta, Dino,
bu adamlar nereye gider?
Sen de, ben de, Dino,
onların arasındayız,
biz de, biz de, Dino,
gördük açık maviyi.

4.Van Gogh - Yıldızlı Gece

         Yıldızlı Gece (De Sterrennacht), Hollandalı ressam Van gogh tarafından yapılan bir yağlı boya tablo. Ressam, tabloda Fransa'da kaldığı akıl hastanesinin odasının penceresinden Saint-Rémy-de-Provence köyünün gece veya sabaha karşı (yazının devamında değineceğim) görünüşünü resmetmektedir.
         Van gogh'un resmi yaptığı dönemde sık sık geçirdiği nöbetler yüzünden akıl sağlığının da pek yerinde olmadığı biliniyordu. Zaten akıl hastahanesine de  yine geçirdiği bir psikolojik bunalım nedeniyle kaldırılmıştı. Arkadaşı Paul Gauguin'e saldırmış hatta onu öldürmeye çalışmıştı. Bu yaptığından daha sonra büyük pişmanlık duyarak bir kulağını kesmiş ve otoportresini yapmıştı. Dolayısıyla resimdeki şiddet ve dalgalanmalar ressamın o tarihlerde içinde bulunduğu psikolojik durumu da yansıtıyordu.


          Tablo hakkında iki görüş var. ilki geceleyin izlediği manzarayı aklında tutup gündüz resmetmesi ikincisi ise bu tablonun tablonun 25 Mayıs 1889, saat 04:40'taki gökyüzünü gösterdiği tespit edilmiştir.