Birinci Dünya Savaşı'nda
kazandığımız en büyük muharebedir Çanakkale Zaferi. Savaşın gidişini değiştiren
bu büyük zafer, İngilizler'e 205.000 , Fransızlar'a 47.000 kişiye malolmuştur.
Çanakkale Zaferini, büyük
Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. Düşmanın mevki
kazandığını fark eden Mustafa Kemal Beyin, emrindeki askere hitaben, "Ben
size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek
zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir."
emrini verdiği bir zafer mücadelesidir Çanakkale şavaşı.
Türk bağımsızlık savaşının
temelleri ÇANAKKALE’nin sularında ve Conk Bayırı’nda atılmıştır. Kahraman türk
ordusu vatanı uğruna gözünü bile kırpmadan bedenini vatanına siper etmiştir.
Vatanı için kendini feda
etmiş o cesur kahramanlar canlansa da dile gelseler neler söylerdiler neler…
-Ben, Kınalı Hasan, Anam kına
yakıp da yollamıştı beni cepheye, kurban olsun oğlum vatana diye. Merak etmekteyim
şimdi, vatanım ne halde. Ülkem özgür, barış içindedir. Çocuklar, gençler aileleriyle mutlu, herkes
refah içinde ve huzurlu. Apaydınlıktır günler, bitmiştir tüm çileler. Böyledir
vatanımın hali değil mi?

-Ne güzel şeyler söyler dilin
Kınalı Hasan! Beni hatırlamadın mı? Ben, mayınları boğaza döşeyip İngilizleri
İstanbul’a geçirmeyen Nusret Mayın gemisinin kılavuzu Nazmi Bey. Ben de merak
ederim vatanımı. Acep ne haldeler gençler?
-Selam size Nazmi Bey, Kınalı
Hasan! Silin gözlerinizdeki telaşı, benim ben Seyit Onbaşı. Sesinizi duyunca
dayanamadım geldim ben de. Topçu eriydim
Rumeli’de bilirsiniz. Gönlümde tek şey vardı, özgürlük. Vatanım için, Allah
aşkı için geçirmeyecektim o gayrimüslimi boğazdan. Vinç bozuldu, yüreğimizdeki
iman bozulmadı yine. Özgür olacaktı vatanım. Geçmemeliydi düşman, geçemeyecekti
karşıya. “Ya Allah” dedik, yüklendik de üç kez 215 okkalık mermiyi, titremedi
elim kolum bir an. Özgür ülkemin gençleri bilir mi ki bizi, anar mı ki bizi
diye, düşlerim zaman zaman.


-Nezahat Onbaşıyım ben, ey
kahramanlar! Anam ölünce babamla cepheden cepheye koştum da çocukluk nedir,
gençlik nedir bilmedim hiç. Silahımla babam ailemdi, siperler evimdi o zaman.
Çanakkale geçilmez, dedi atam. Geçilmez dedik. Durur mu bundan sonra Türk
kadını evde, koştuk geldik erlerimizin yanına cepheye. Tek ben de değil:
Mücahide Hatice Hanım, Zeynep Mido Çavuş, Ayşeler, Fatmalar, Seherler,
Şerifeler ve niceleri… Tek vücut olduk da düşmana karşı, vermedik vatanımızın
bir karış toprağını . Hele bir deyiverin de bize var mıdır haber vatanımızdan?
-Beni çocuk görüp de
Çanakkale’yi bilmez, özgürlüğü bilmez, vatanı bilmez sanmayın. Ben de babam
gibi şehit oğlu şehidim. Ben, Şehit Yolağası’nın oğlu Mehmed Ali. 11
yaşındaydım daha vatan için savaşmaya giderken. Arkadaşlarım da oradaydı. Kimi
11 kimi 12 yaşında. Kebapçı Said Ağa’nın oğlu Mehmet, Şahin Bey’in oğlu Hayri,
Arzuhalci Ali Efendi’nin oğlu İsmail, bunlar hatırladıklarım. İsmini bilmediğim
binlercesi çocuk vardı daha cephede, kimi savaşta, kimi istihbaratta. Biz de
bırakamazdık vatanımızı o mel’un düşmana. Varın söyleyin gayrı akranlarımız
neyler şimdi?


Bir Kahraman tabur ve Yahya Çavuş'tular;
Tam üç alayla, burda, gönülden vuruştular...
Düşman, tümen sanırdı bu şahlanmış erleri,
Allah'ı arzu ettiler; Akşam kavuştular.
Çanakkale savaşında
Kahramanca savaşan Türk askeri,düşmanlarını bile kendine hayran bırakmıştır. Bu
savaşta bir kolu ile bir ayağına kaybeden bir Fransız Generalinin ülkesine
döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırası şöyledir:
Çanakkale Savaşlar’ında
savaşıp, bir kolu ile bir ayağını kaybeden Fransız Generali Bridges, yurduna
döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor:
"Fransızlar Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler. Hiç unutmam Savaş sahasında dövüş bitmiş yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zayiat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutamıyacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk asker kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtası ile şöyle bir konuşma yaptık:
"Fransızlar Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler. Hiç unutmam Savaş sahasında dövüş bitmiş yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zayiat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutamıyacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk asker kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtası ile şöyle bir konuşma yaptık:
-Niçin öldürmek istediğin
düşmana yardım yapıyorsun ? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi:
-Bu Fransız asker yaralanınca
cebinden yaşlı bir kadının resmini çıkardı, birşeyler söyledi. Anlamadım ama
herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedimki, o kurtulup anasının
yanına dönsün!.. Bu asil duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu
sırada emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaranın
yanaklarımdan süzülen yaşları dondurduğunu hissettim, çünkü Türk askerini
göğsünde, bizim askerinkinden çok ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir
tutam ot tıkamıştı. Az sonra ikiside öldüler.


Yüzbaşi Sirri Bey,
ikindi vakti yeni gelen erati teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçinin
bir tarafi kinalanmiş oldugunu görür ve takilir: “Hiç erkek kinalanir mi?
Mehmetçik: Buraya gelmeden evvel, anam kinalamişti komutanim” der ve sebebini
bilmedigini ilave eder.Komutanin istegi üzerine anasina haber salar, “Niye
benim saçimi kinaladin?” Gelen cevabi mektupta şunlar yazar:
“Ey gözümün nuru Hasan’ım,
Köyümüzde rahat rahat
oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor.Sen ecdadından,
babandan aşağı kalamazsın… Ben, senin anan isem.Beni ve seni Allah
yarattı, vatan büyüttü.Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği
iliklerinde duruyor…
Sen bu ailenin seçilmiş
kurbanisin…
Hasan’ım, söyle zabit
efendiye… Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır… Ben de seni
evlatlarımın arasından vatana kurban adadım.Onun için saçını kınalamıştım…
El-hükmü billah. Allah, seni
İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın.
Seni melekler şimdiden
rahmetle anacaktir. Gözlerinden öperim…
Anan – Hatice”
SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR
Seddülbahir ve Conkbayır'ın
büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş 'tu. Bu kahraman Anadolu
çocuğu, İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen
yakalar,karşı tarafa fırlatır ve zararını kendilerine dokundururdu. İngilizler
bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak
Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet
Çavuş 'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu
yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastahaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta
şöyle diyordu:
"Sağ kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır.
"Sağ kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır.
Hastahaneden kurtularak
halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affedeniz muhterem
kumandanım…



0 yorum :
Yorum Gönder