FACEBOOK BEĞENİ BUTONU

ASLI YILDIZ ÖKSÜZ


asligok.blogspot.com;da yayınlanacak yeni yazılar e-mail adresinize gelsin.

17 Mart 2017 Cuma

18 Mart Çanakkale Zaferi Kahramanlık Öyküler


Birinci Dünya Savaşı'nda kazandığımız en büyük muharebedir Çanakkale Zaferi. Savaşın gidişini değiştiren bu büyük zafer, İngilizler'e 205.000 , Fransızlar'a 47.000 kişiye malolmuştur.


Çanakkale Zaferini, büyük Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir.  Düşmanın mevki kazandığını fark eden Mustafa Kemal Beyin, emrindeki askere hitaben, "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir." emrini verdiği bir zafer mücadelesidir Çanakkale şavaşı.


Türk bağımsızlık savaşının temelleri ÇANAKKALE’nin sularında ve Conk Bayırı’nda atılmıştır. Kahraman türk ordusu vatanı uğruna gözünü bile kırpmadan bedenini vatanına siper etmiştir.

Vatanı için kendini feda etmiş o cesur kahramanlar canlansa da dile gelseler neler söylerdiler neler…

-Ben, Kınalı Hasan, Anam kına yakıp da yollamıştı beni cepheye, kurban olsun oğlum vatana diye. Merak etmekteyim şimdi, vatanım ne halde. Ülkem özgür, barış içindedir.  Çocuklar, gençler aileleriyle mutlu, herkes refah içinde ve huzurlu. Apaydınlıktır günler, bitmiştir tüm çileler. Böyledir vatanımın hali değil mi?

-Ne güzel şeyler söyler dilin Kınalı Hasan! Beni hatırlamadın mı? Ben, mayınları boğaza döşeyip İngilizleri İstanbul’a geçirmeyen Nusret Mayın gemisinin kılavuzu Nazmi Bey. Ben de merak ederim vatanımı. Acep ne haldeler gençler?

-Selam size Nazmi Bey, Kınalı Hasan! Silin gözlerinizdeki telaşı, benim ben Seyit Onbaşı. Sesinizi duyunca dayanamadım geldim ben de.  Topçu eriydim Rumeli’de bilirsiniz. Gönlümde tek şey vardı, özgürlük. Vatanım için, Allah aşkı için geçirmeyecektim o gayrimüslimi boğazdan. Vinç bozuldu, yüreğimizdeki iman bozulmadı yine. Özgür olacaktı vatanım. Geçmemeliydi düşman, geçemeyecekti karşıya. “Ya Allah” dedik, yüklendik de üç kez 215 okkalık mermiyi, titremedi elim kolum bir an. Özgür ülkemin gençleri bilir mi ki bizi, anar mı ki bizi diye, düşlerim zaman zaman.
 

-Nezahat Onbaşıyım ben, ey kahramanlar! Anam ölünce babamla cepheden cepheye koştum da çocukluk nedir, gençlik nedir bilmedim hiç. Silahımla babam ailemdi, siperler evimdi o zaman. Çanakkale geçilmez, dedi atam. Geçilmez dedik. Durur mu bundan sonra Türk kadını evde, koştuk geldik erlerimizin yanına cepheye. Tek ben de değil: Mücahide Hatice Hanım, Zeynep Mido Çavuş, Ayşeler, Fatmalar, Seherler, Şerifeler ve niceleri… Tek vücut olduk da düşmana karşı, vermedik vatanımızın bir karış toprağını . Hele bir deyiverin de bize var mıdır haber vatanımızdan?

-Beni çocuk görüp de Çanakkale’yi bilmez, özgürlüğü bilmez, vatanı bilmez sanmayın. Ben de babam gibi şehit oğlu şehidim. Ben, Şehit Yolağası’nın oğlu Mehmed Ali. 11 yaşındaydım daha vatan için savaşmaya giderken. Arkadaşlarım da oradaydı. Kimi 11 kimi 12 yaşında. Kebapçı Said Ağa’nın oğlu Mehmet, Şahin Bey’in oğlu Hayri, Arzuhalci Ali Efendi’nin oğlu İsmail, bunlar hatırladıklarım. İsmini bilmediğim binlercesi çocuk vardı daha cephede, kimi savaşta, kimi istihbaratta. Biz de bırakamazdık vatanımızı o mel’un düşmana. Varın söyleyin gayrı akranlarımız neyler şimdi?

 Burada Vatan için can veren 250.000 Mehmet'cikten Ezine'li Yahya Çavuş ve arkadaşlarının abidesi için eski Çanakkale Valilerinden Nail Memik Bey'in yazdığı dörtlük :

Bir Kahraman tabur ve Yahya Çavuş'tular;

Tam üç alayla, burda, gönülden vuruştular...

Düşman, tümen sanırdı bu şahlanmış erleri,

Allah'ı arzu ettiler; Akşam kavuştular.

Çanakkale savaşında Kahramanca savaşan Türk askeri,düşmanlarını bile kendine hayran bırakmıştır. Bu savaşta bir kolu ile bir ayağına kaybeden bir Fransız Generalinin ülkesine döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırası şöyledir:



Çanakkale Savaşlar’ında savaşıp, bir kolu ile bir ayağını kaybeden Fransız Generali Bridges, yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor:
"Fransızlar Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler. Hiç unutmam Savaş sahasında dövüş bitmiş yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zayiat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutamıyacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk asker kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtası ile şöyle bir konuşma yaptık:
-Niçin öldürmek istediğin düşmana yardım yapıyorsun ? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi:
-Bu Fransız asker yaralanınca cebinden yaşlı bir kadının resmini çıkardı, birşeyler söyledi. Anlamadım ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedimki, o kurtulup anasının yanına dönsün!.. Bu asil duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaranın yanaklarımdan süzülen yaşları dondurduğunu hissettim, çünkü Türk askerini göğsünde, bizim askerinkinden çok ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı. Az sonra ikiside öldüler.
 


 Yüzbaşi Sirri Bey, ikindi vakti yeni gelen erati teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçinin bir tarafi kinalanmiş oldugunu görür ve takilir: “Hiç erkek kinalanir mi? Mehmetçik: Buraya gelmeden evvel, anam kinalamişti komutanim” der ve sebebini bilmedigini ilave eder.Komutanin istegi üzerine anasina haber salar, “Niye benim saçimi kinaladin?” Gelen cevabi mektupta şunlar yazar:
“Ey gözümün nuru Hasan’ım,
Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor.Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın… Ben, senin anan isem.Beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü.Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor…
Sen bu ailenin seçilmiş kurbanisin…
Hasan’ım, söyle zabit efendiye… Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır… Ben de seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım.Onun için saçını kınalamıştım…
El-hükmü billah. Allah, seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın.
Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktir. Gözlerinden öperim…
Anan – Hatice”


SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR

Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş 'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu, İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen yakalar,karşı tarafa fırlatır ve zararını kendilerine dokundururdu. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş 'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastahaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu:
"Sağ kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. 

Hastahaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affedeniz muhterem kumandanım…






0 yorum :

Yorum Gönder